13 Haziran 2026
KSP Genel Sekreteri Mehmet BİRİNCİ’nin Sempozyum’da yaptığı Konuşma Metni
Değerli Yoldaşlar!
Bugün burada, dünya tarihinin en kritik kavşaklarından birinde toplandık. Buraya yalnızca konuşmak için gelmedik. Buraya, insanlığın boğazına çökmüş emperyalist barbarlığa karşı işçi sınıfının ve ezilen halkların sesini, öfkesini ve kararlılığını yükseltmek için geldik. Sesimiz bu duvarların dışına, sokaklara, fabrikalara, tarlalara ve tüm dünyaya ulaşmalıdır!
Bugün bu toplantı küçük görünebilir. Ama tarih, büyük devrimlerin büyük saraylardan değil; kararlı ve bilinçli azınlıkların bir araya geldiği tam da böyle toplantılardan doğduğunu bize defalarca göstermiştir. Paris Komünü bir toplantı salonunda değil, Paris sokaklarında doğdu — ama o sokaklara inenlerin yüreği, tam da burada olduğu gibi öfke ve adalet tutkusuyla doluydu.
Yoldaşlar,
İçinde bulunduğumuz dönem nedir? Bunu doğru kavramadan düşmanımızı ve görevimizi anlayamayız.
Bu dönem, kapitalizmin can çekiştiği ama ölürken tüm dünyayı bir kan gölüne çevirmeye çalıştığı “Emperyalizmin Genel Krizi” aşamasıdır.
Bu kriz çok yönlüdür: Ekonomik bir krizdir — çünkü üretici güçler, mülkiyet ilişkilerini çoktan aşmıştır. Siyasi bir krizdir — çünkü burjuva demokrasisi artık kitleleri kandırma işlevini yerine getirememektedir. Sosyal bir krizdir — çünkü savaş, göç ve yoksulluk dünyanın her köşesini kasıp kavurmaktadır. Kültürel bir krizdir — çünkü insanlık değerleri, piyasanın kar mantığı tarafından metaya dönüştürülmüştür.
Dünyayı yöneten finans oligarşisi ve tekelci sermaye, artık eski demokrasi masallarıyla kitleleri uyutamıyor. Bir zamanlar parlamento, seçim, basın özgürlüğü gibi perdeler arkasına gizlenen bu azınlık, bugün maskesini indirmiş ve karşımıza iki yüzüyle çıkmıştır: “Dijital Faşizm” ve “Sürekli Savaş” politikaları ile…
Bunu hafife almayalım. Sürekli Savaş sadece Ukrayna’daki cephe hatları veya Ortadoğu’daki bombalar değildir. Sürekli Savaş; işçilerin ücretlerine, emeklilik haklarına, sağlık hizmetlerine, eğitime ve insanca yaşama karşı yürütülen ekonomik savaştır. Dijital Faşizm ise yapay zeka ve algoritmalar aracılığıyla düşüncenin, örgütlenmenin ve direnişin denetim altına alınmasıdır.
Yoldaşlar,
1949’da kurulan NATO, o günden bu yana barışın değil savaşın, halkların değil savaş sanayiinin ve finans oligarşisinin örgütüdür.
NATO’nun her genişleme hamlesi, bir saldırı hazırlığıdır. Her yeni üye ülke, bir silah müşterisi ve bir savaş alanı adayıdır. NATO, finans oligarşisinin çıkarlarını korumak, halkların ulusal bağımsızlığını çiğnemek ve işçi sınıfı hareketini ezmek için örgütlenmiş bir ZOR AYGITIdır.
Bugün NATO’nun doğuya doğru genişleme hırsına bakın. Bu bir sınır meselesi değildir. Bu, Batı emperyalizminin eşitsiz gelişim yasası gereği yeni pazarlar, hammadde kaynakları ve lojistik koridorlar üzerinde mutlak hakimiyet kurma stratejisidir. Ukrayna’da akan işçi kanı bu stratejinin bedelidir. Washington, Londra, Brüksel ve Lüksemburg’daki silah lobicileri bu stratejinin kazananlıdır.
Daha da ötesi: NATO bugün artık sadece bir askeri ittifak değildir. NATO bir ideolojik hegemonya aracıdır. “Batı değerleri”, “özgür dünya” yalanlarının arkasına sığınan bu örgüt; herhangi bir ülkede kendilerine çok yakın olmayan bir hükümet seçildiğinde darbeler örgütlemekte, ekonomik ambargolar uygulamakta, muhalefeti satın almakta ya da bombalamaktadır.
Şunu açıkça söyleyelim: NATO meşru savunma örgütü değildir. NATO bir saldırı karteli, bir imtiyaz ortaklığıdır.
Ve bugün bu kartelin, Orta Doğu’dan Tayvan Körfezi’ne uzanan bir coğrafyayı barut fıçısına çevirdiğini görüyoruz. İşçileri, köylüleri ve ezilen halkları birbirine kırdırarak kendi silah tekellerinin kârlarını katlıyorlar.
Yoldaşlar,
Yirmibirinci yüzyılın barbarlığı, yirminci yüzyılın barbarlığından daha sinsi, daha örgütlü ve daha ölümcüldür.
Artık cinayetler yalnızca bombalarla işlenmiyor. Cinayetler; veri analizleriyle, insansız hava araçlarıyla, “akıllı hedefleme sistemleriyle” ve yapay zeka algoritmalarıyla işleniyor.
Gazze’ye bakın. Bir teknoloji soykırımı yaşandı orada. İsrail ordusunun, yapay zeka destekli hedefleme sistemleriyle on binlerce sivili katlettiği belgeli bir gerçektir. Bu teknolojinin arkasında kimlerin imzası var? Silicon Valley şirketleri. Ve bu şirketlerin hangi hükümetlerle sözleşmeleri var? NATO üyesi ülkelerle.
Gazze, Lübnan, İran ve dünyanın dört bir yanında dökülen her damla kanda dijital faşizmin ve NATO desteğinin payı vardır.
Ama dijital faşizm yalnızca savaş meydanıyla sınırlı değildir. Sosyal medya platformları, birer gözetleme ve manipülasyon aracına dönüştürülmüştür. İşçi sınıfı örgütlenmesi algoritmalar tarafından bastırılmakta; emekçilere sahte propaganda pompalanmakta; muhalif seslerin hesapları silinmektedir.
Bu yüzden dijital özgürlük mücadelesi artık siyasi mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır!
Yoldaşlar, Kardeşlerim!
Şimdi kendi vatanımıza gelelim. Yani Kıbrıs’a.
Peki, Kıbrıs bugün ne durumdadır? Kıbrıs, emperyalizmin bölge halklarına saldırmak için kullandığı bir “batırılamaz uçak gemisi” konumuna indirgenmiştir. Bu tespit abartı değildir; bu, Kıbrıs topraklarındaki askeri varlığa dürüstçe bakmanın zorunlu sonucudur. Kıbrıs dörde bölünmüştür. Kuzey Kıbrıs TC’nin, Güney Kıbrıs Kıbrıslı Rum burjuvaların, Yunanistan ve AB’nin, Ağrotur ve Dikelya bölgeleri İngiliz emperyalizminin, ara bölge de emperyalizmi temsil eden BM’nin kontrolündedir. Kıbrıs’ın bölünmesi bir NATO planı idi. 1971 NATO Lizbon Zirvesi’nde bu plan onaylanmış ve bu plana göre de bölünmüştür. Bugün devam etmekte olan Kıbrıs’taki statüko bir NATO planı sonucudur. Kıbrıs, Ortadoğu’da yaşananlar öngörülerek bölünmüş ve adanın bu bölünmüşlüğü NATO tarafından tepe tepe kullanılmış ve kullanılmaktadır.
Şunlara bakalım:
Adanın kuzeyinde — elli iki yıldır Türkiye Cumhuriyeti ordusu tarafından işgal edilmiş ve sömürgeleştirilmiştir. Geçitkale Havalimanı, Kıbrıslı Türk burjuvaların da onayıyla TSK’nın askeri üssüne dönüştürülmüştür. Bu, işgalin sürdürülmesinin ve derinleştirilmesinin somut kanıtıdır.
Adanın güneyinde — Baf Havalimanı ABD, Fransa, Yunanistan ve İsrail kuvvetleri tarafından serbestçe kullanılmaktadır. Ağrotur ve Dikelya’daki İngiliz Egemen Üsleri ise bugün Orta Doğu halklarının, Filistinli kardeşlerimizin katledilmesinde birer lojistik ve istihbarat merkezi olarak görev yapmaktadır.
Bunu net olarak söylemek gerekir. Kıbrıs topraklarından kalkan ya da bu topraklara inen her askeri uçak, Filistin’de, Suriye’de, Yemen’de, İran’da öldürülen sivillerin kanını taşımaktadır.
Ve Kıbrıs’taki iktidar sınıfları — hem kuzeyde hem güneyde — bu kana ortaklıklarını sürdürmektedir!
Kıbrıs’ın kuzeyindeki burjuva yönetim, “anavatan” dediği Türkiye’nin emperyalist stratejisine peşkeş çekilmiştir. Kıbrıs’ın güneyindeki Rum burjuvazisi ise Yunanistan, NATO ve AB’den medet ummakta; adayı bu güçlerin bölgesel çıkarlarına hizmet eden bir uydu devlete dönüştürmektedir.
Her ikisi de Kıbrıs halkını bölerek kendi sınıfsal çıkarlarını koruma peşindedir.
Yoldaşlar,
1960 Antlaşmaları ne oldu bize? Dürüst olmak zorundayız.
1960 Antlaşmaları, yurdumuz Kıbrıs’ın bağımsızlığının ayaklar altına alınmasının BM kürsüsünden ilan edilmesidir. O antlaşmalar, Kıbrıs halkının kendi kaderini tayin hakkını “garantörlük sistemi” adı altında üç emperyalist güce — Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’ye — devretmiştir.
Ve bugün bize “çözüm” diye sunulan BM parametreli federal ya da konfederal modeller nedir? Bu modeller aslında adayı kalıcı olarak NATO’nun denetimi altına sokma ve emperyalist tahakkümü yasallaştırma planlarıdır. “Yeniden birleşme” söylemi arkasında saklanan bu planlar, gerçek bağımsızlığı değil; yönetimini kolaylaştırılmış bir sömürge statüsünü hedeflemektedir.
Kıbrıs Sosyalist Partisi tüm bu gerçekleri yüksek sesle haykırmaktadır:
Tüm üsler kapatılmadan, tüm yabancı askerler adadan çıkmadan, garantörlük sistemi tarihin çöplüğüne atılmadan — Kıbrıs’ın gerçek bağımsızlığından ve iki toplumun gerçek kardeşliğinden söz edilemez!
Yoldaşlar,
Peki bu barbarlıktan nasıl çıkacağız?
Bazıları bize der ki: “Emperyalizme karşı barışçıl baskı yapın, reformlar isteyin, müzakere masasına oturun.” Bu tavsiyeye kulak vermeyeceğiz. Çünkü tarih bize göstermiştir ki emperyalizm, halkların baskısı karşısında geri adım attığında, bunu ancak daha büyük bir saldırı için zaman kazanmak amacıyla yapar.
Öte yandan içinde bulunduğumuz “Mikroçip Çağı”, insanlık tarihinde daha önce görülmemiş maddi olanaklar sunmaktadır. Üretimin tam otomasyonu teknik olarak mümkün hale gelmiştir. Bolluk toplumunun inşası artık ileri tarihli bir arzu değil, somut bir teknik gerçektir. Artık bürokrasiye, bizi yöneten asalaklara, savaş lordlarına ve finans spekülatörlerine ihtiyacımız yoktur!
İnternet ve dijital teknoloji, halkın her konuda anlık kararlar alabildiği gerçek bir Doğrudan Demokrasiyi kurmak için elimizdedir. Bunu silah olarak kullanmak yerine halkı gözetleme ve manipülasyon aracına dönüştürenler, bu teknolojiyi ellerinden alacak sınıfa korku duymaktadır — ve haklıdırlar!
1953 sonrasında SSCB’de yaşanan “geri dönüş”, geçmişin sosyalizm deneyimini çarpıttı ve insanlığı bugünkü karanlığa mahkum etti. Ama o deneyimin büyük derslerini taşıyoruz. Ve bugün hem o büyük tecrübeyle hem de geleceğin teknolojisiyle donanmış durumdayız.
Bugün, ilk kez hem tarihin hem teknolojinin sosyalizmin yanında olduğu andır!
Yoldaşlar,
Kıbrıs Sosyalist Partisi’nin programı nettir. Bugün burada yüksek sesle ilan ediyoruz:
1. Anti-Emperyalist Birleşik Cephe Hükümeti derhal kurulmalıdır! Bu cephe, Rum ve Türk işçi sınıfının, köylülüğün ve dürüst aydınların birliğidir. Bu, sınıf siyasetinin sınır tanımayan gücüne duyduğumuz inancın somut ifadesidir.
2. Garantörlere ve yabancılara verilen tüm üsler ve imtiyazlar derhal kaldırılmalı. İngiliz üsleri derhal ve koşulsuz olarak kapatılmalı, toprakları asıl sahibi olan halka ve topraksız köylülere devredilmelidir! Ağrotur ve Dikelya toprakları silah depolarına değil, ekili tarlalara ve işçi konutlarına ev sahipliği yapmalıdır.
3. Tüm bankalar, büyük sanayi kuruluşları ve büyük mülkiyet — Kilise ve Vakıflar dahil — karşılıksız olarak halk adına devletleştirilmelidir! Kıbrıs’ın zenginliği, Kıbrıs halkına aittir; spekülatörlere değil, rantiye sınıfına değil.
4. Otomasyon ve teknoloji sayesinde iş günü derhal 4 saate indirilmelidir! Kalan zaman, halkın yönetime katılımı, kültürel gelişimi ve insanca yaşam için kullanılacaktır.
5. İnternet aracılığıyla halkın her konuda anlık karar alabildiği Doğrudan Demokrasi ile yönetilen Kıbrıs Demokratik Halk Cumhuriyeti kurulacaktır! Bu cumhuriyet, tüm yabancı askerlerden arındırılmış, garantörlük sisteminden kurtulmuş ve gerçek anlamda bağımsız bir Kıbrıs’ı ifade edecektir.
Yoldaşlar, Dünya’nın Dört Bir Yanından Gelen Kardeşlerimiz!
Kıbrıs sorunu yalnızca Kıbrıs’ın sorunu değildir. Emperyalizm küresel bir sistemdir ve ona karşı mücadele de küresel olmak zorundadır.
Kıbrıs’ın Rum ve Türk işçi ve emekçileri, Türkiye’deki, Yunanistan’daki ve İngiltere’deki sınıf kardeşleriyle el ele vermelidir. Bu zincirin halkaları birbirinden ayrı değerlendirilemez. Ankara’daki işçi ile Lefkoşa’daki işçi aynı sınıfsal çıkarları paylaşmaktadır. Atina’daki emekçi ile Larnaka’daki emekçi aynı düşmana karşı durmaktadır. Hepsi de finans oligarşisine, NATO’ya ve emperyalist savaş makinesine karşı savaşıyor.
Bu uluslararası toplantı, tam da bu birliğin tohumlarını eken bir platform olmak durumundadır. Bugün burada ne söylüyorsak, yarın fabrikalarımızda, sendikalarımızda, mahallelerimizde ve meydanlarımızda yaşatmak zorundayız.
Burjuva partilerinin yalan söylemesine alıştık. “Çözüm ve AB” diyen reformistlerin halkı oyalamasını tanıyoruz. Ama şunu da biliyoruz: Emperyalizm barış getiremez. Emperyalizm yalnızca kriz, açlık, savaş ve sefalet üretir.
Gerçek barış, işçilerin kendi iktidarlarını kurmalarıyla gelecektir. Başka yolu yoktur.
Yoldaşlar,
Tarih bir kez daha bir seçimle önümüze gelmiştir.
Ya emperyalizmin sürdürdüğü bu çürümüşlüğü kabullenerek, “daha az kötü” seçenekler arasında bocalamaya devam edeceğiz. Ya da sınıfsal kimliğimizi, tarihsel sorumluluğumuzu ve örgütlü gücümüzü kuşanarak bu sisteme karşı militan bir biçimde meydan okuyacağız.
Kıbrıs Sosyalist Partisi ikinci yolu seçmiştir. Bu yol kolay değildir. Karanlık güçlerin, devlet baskısının ve medyanın iftiralarıyla yüzleşeceğimiz bir yoldur. Ama bu, dürüstlerin, cesaretlilerin ve insanlığa inananların yoludur.
Ve tarih bize şunu söylüyor: Haksız bir düzene boyun eğen değil, ona karşı diklenen kazanır!
Savaş Yapıcılara Hayır!
NATO’ya ve Kıbrıs’taki Tüm Yabancı Ordu ve Üslere Hayır!
Yaşasın Bağımsız, Demokratik ve Birleşik Kıbrıs!
Bütün Ülkelerin İşçileri ve Ezilen Halklar, Birleşin!
Yaşasın Anti-Emperyalist Birleşik Cephe!
Kıbrıs Sosyalist Partisi
13 Haziran 2026
