Doğal afet mi, yoksa kapitalizmin yarattığı afet mi?

Bu yazıyı paylaş

 

 Önemli not: Yazımızın, özellikle I. bölümünü olabildiğince basit bir dille kaleme aldık. Bunun başlıca nedeni, bilim ve teknolojide bunca gelişmeye rağmen, yaşananları hala daha “takdir-i ilahi” olarak değerlendiren, “doğal afet” açıklamaları yapan siyasetçilerin varlığıdır.

I- Doğada ve işleyişinde “afet” diye bir olay yoktur.

Doğada “kaos” ve “düzen” döngüsü vardır ve bu gayet doğal bir döngüdür. Bu döngü, doğanın kendine has yasaları sayesinde oluşur.  Bu yasalar, kısaca “fizik yasaları” diye bildiğimiz, öğrendiğimiz yasalardır. Bu yasalar, biz insanlar tarafından “keşfedilmeden” önce de vardılar. Biz insanlar, doğa oluştu oluşalı var olan bu yasaları milyonlarca yıl sonra, sadece keşfettik, idrak ettik ve yorumlamaya başladık.

Memeliler türünün bir mensubu olan biz insanların ortaya çıkma, yayılma ve evrimleşme sürecinde, bu “kaos” dediğimiz doğa olaylarından biri de herhalde dünyamıza çarpan ve dinozorları yok eden meteor “yağmuru”dur. Memelilerin yaşam alanı ve şansı bulması ile dinozorların yok olması arasında güçlü bir bağlantı olduğuna inanıyor bilim insanları… Yani, “kaos” aslında, insanoğlu için yararlı olmuş bir “kaos”tur.

İsterseniz, daha kolay anlayabileceğimiz, kavrayabileceğimiz doğa olaylarına, ardındaki doğa yasalarına bakalım.

Yağmur, buharlaşarak yükselen su moleküllerinin, soğuk bir tabakayla karşılaştığında tekrardan sıvıya dönüşüp, yerçekimi nedeniyle yeryüzüne düşmesidir. Bu olayda iki tane doğa yasası rol oynar. Birincisi, maddenin üç hali, yani madde ile ısı arasındaki ilişki yasası, ısınan madde moleküllerine ayrılır, hafifler (gaz hali) ve yükselir. Tersi koşullara maruz kalınca da sıkışır, ağırlaşır (sıvı hali ve/veya katı hali) ve yere düşer. Yere düşüşü de, başka bir doğa yasasının gereğidir, yerçekimi yasasının.

Yağmur, oluştuğu koşullardaki ve/veya yeryüzüne düşerken maruz kaldığı koşullara göre, kar veya dolu olarak farklı şekiller alabilir.

Yağmur, oluştuğu koşullarda sahip olduğu buhar yoğunluğu ve diğer doğa koşulları oranında yoğun olur, etkili olur.

Yağmur yeryüzüne düştükten sonra da doğa yasalarına tabidir. O, herşeyden önce, akışkandır, tüm diğer sıvılar gibi. Düştüğü yerin konumuna göre hareket etme eğilimindedir. Yer, geçirgense, yağmur bu geçirgen maddenin (toprağın) içine girmeye çalışır, değilse ve eğimliyse, eğim yönünde hareket eder. Edemezse, önü geçirgen olmayan maddelerle kapanırsa, birikir, engeli aşmak için yol bulmaya çalışır; eritir, taşar, yıkar…

İşte felaket dediğimiz, bu noktada devreye girer.

Ama bu devreye giriş, doğadan değil, tersine doğanın yasalarına kulak asmayan, doğanın yasalarına karşı tedbirler, önlemler geliştirmeyen insanlar tarafından gerçekleştirilir. Yani, felaketi yaratan doğa değil, insandır.

Ama insanlar, toplumlar iktidarlar tarafından yönetilir. Her türlü yasayı onlar yapar, ya da yapmaz. Her türlü uygulamadan, yasaları hayata geçirmekten, ya da hayata geçirmemekten tüm kurumlarıyla birlikte devlet dediğimiz mekanizma sorumludur.

 

II – Peki, tüm bunların ne alakası var 5 Aralık gecesi yaşananlarla?

Bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

1. Büyük kentlerdeki plansız, “vahşi” iskân ve şehircilik politikaları nedeniyle, yüzölçümünün fazlası betonlaştırılmış ve/veya asfaltlaştırılmıştır.

Büyük kentler, özellikle Lefkoşa, Girne ve Mağusa’nın yüzölçümlerinin 3/4’ünden çoğu beton ve asfalttır. Yani suyu emmez, geçirmez maddelerdir. Bu nedenle, yağmur suları kaçabilecek bir yol buluncaya kadar birikmek zorundadır. Su, akış yönüne göre paralel bir engel (yol, duvar, bina vs) karşısında yanlara (sağ ve sol) doğru birikir, akış yönünün dikine bir yol veya cadde bulduğu anda da, tüm biriken su güçlü bir şekilde akmaya başlar; bu yol artık yol değildir. O, zemini asfalt, bentleri kaldırımlar, duvarlar ve binalar olan bir deredir, hatta bir nehirdir.

2. Yağmurlar nedeniyle oluşan suyun binlerce yıl içinde oluşturduğu vadiler ve dere yatakları, ya yol yapmak için doldurulmuş, ya da bina yapılarak suyun akışı engellenmiştir.

1974’ten bu yana yapılan yolların çoğu ve özellikle 80’ler sonrası, direk TC Karayolları tarafından yapılan yolların tümü, güzergâhları üzerindeki vadiler, dere yatakları toprak doldurularak ve su geçsin diye küçük dehlizler bırakılarak inşa edilmiştir. Şu anda inşası devam etmekte olan Karpaz sahil yolu da aynı şekilde yapılmaktadır.

Kuzey Sahil Yolu diye bilinen bu yolda (Girne-Tatlısu arası), Girne bölgesinde yaşanan felaketin yaşanmamasının sebebi, bu bölgede yerleşimin, yani betonlaşmanın henüz az olmasıdır.

3. Toprağın, emeceğinden fazla suyun oluşması durumunda, bu suyun nereye ve nasıl gideceğine dair elle tutulur tedbirler alınmamıştır.

Gerek merkezi hükümet, gerekse yerel yönetimler aldıkları tedbirlerde, öncelikle maliyetten kaçınarak yetersiz ve mühendislik bilimine ters işler yapmışlardır. Hatta kendi yaptıkları yasaları bile çiğneyerek, yok sayarak, yol inşaatlarının İnşaat Mühendisleri Odası’nın (İMO) “vize”si ile yapılma zorunluluğunu es geçmişler, vizesiz, yetkili mühendisi olmadan yollar inşa etmişlerdir.

Bilimi takip etmediklerinden “Global Isınma”yı sadece kuraklık olarak değerlendirmektedirler. Hâlbuki Global Isınma sadece sıcaklık artışı ve dolayısıyla yağışların azalması değil, “dengesiz” doğa olaylarının (aşırı yağış, fırtına vs) kaynağıdır.

Bu vurdumduymazlığın, yasasızlığın, “ben yaparım olur” mantığının, bilim tanımazlığın kaynağı nedir? İktidarlar bu gücü nerden, kimden almaktadırlar?

Onlar; gelmiş geçmiş hükümetler, başbakanlar, içişleri bakanları, bayındırlık ve ulaştırma bakanları, iskân ve topraklandırma bakanları, eğitim bakanları, maliye bakanları, kısacası tüm resmi makamları ve kurumları bu gücü, ülkemizin kuzeyini işgal eden, askeri güçle oluşturduğu yasa tanımaz, hukuk tanımaz uygulamalarını her alanda dayatan TC iktidarından almaktadırlar. Yerli siyasiler ve tüm kurumlar TC’nin ada üzerindeki işbirlikçileri ve suç ortaklarıdır.

 

III – Kapitalizm felakettir

Üstte ortaya koyduğumuz yanlış, ihmal ve akıl dışılığın kaynağı kapitalist düşünce ve yönetim anlayışının eseridir.

Kapitalizm, insan yaşamına önem vermez. İnsan yaşamının tek bir anlamı vardır sermaye için; insanlar sayesinde zenginliğine zenginlik katmak.

Kapitalizm, bilim dışılıktır. Bu bilim dışılık sadece doğaya karşı tutumunda değil, ekonomide de bilim dışılıktır. Ekonomideki bu bilim dışılık, yaşamın diğer alanlarına da yansımak durumundadır. Kapitalizm, kültür ve sanatta, sosyal yaşamda, siyasette de bilim dışılıktır.

Ekonomik yaşamda bu bilim dışılık devam ettiği sürece, üretim araçlarının mülkiyeti kapitalistlerin ellerinde olduğu sürece, kapitalistin ne doğa yasalarına, ne de toplumlar bilimi yasalarına uyması beklenemez.

Tek çaremiz vardır; kapitalistlerin elinden iktidar erkini almak zorundayız. Üretim ilişkileri ile üretici güçler arasındaki muazzam çelişkiyi çözmek ve üretici güçlerin önünü açmak zorundayız. Toplumsal karakterli üretim ile özel mülkiyete dayanan bölüşüm, çağımızın en muazzam çelişkisi, uyumsuzluğudur. Yaşadığımız tüm sosyal sorunların kaynağı bu çelişkiden kaynaklanmaktadır.

Bu çelişkiyi halletmeden, yani bölüşümü de toplumsal hale getirecek koşulları yaratmadan insanlık kurtulamayacaktır.

İnsanlığın geleceği komünizmdedir.

 

IV- Komünizm gelene kadar oturup bekleyelim mi?

Tabii ki hayır. Oturup beklemeyelim.

Öncelikle, bilimi kavramaya çalışalım. Bizi aldatmalarına müsaade etmeyelim. Sermaye sınıfını ve onun temsilcisi siyasileri teşhir edelim. Sebep oldukları felaketlerden dolayı onlardan hesap soralım, cezalandırılmalarını talep edelim.

Yaşanan sel felaketi, bağımsız bir komisyon tarafından araştırılmalı, sorumlular en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.

Kapitalist açgözlülüğün yarattığı ekonomik, siyasal ve sosyal sorunların ülkemizin kuzeyinde misliyle yaşanmasının nedeni, oluşturulan ve halkımızın egemenliğine değil, TC iktidarlarının insafına, daha doğrusu insafsızlığına dayanmasıdır.

Ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlarımızı çözmenin yolu ülkemizin işgaline ve TC’nin sömürgesi haline dönüştürülmesine karşı durmaktan geçer.

Kapitalizme karşı mücadele ile egemenlik kavgası kurtuluş mücadelesinin iki, ayrılmaz bileşenidir.

Bilinçlenme yetmez, örgütlenelim; haksızlıklara, adaletsizliklere karşı örgütlenelim. Sermayenin ve onun devletinin karşısına örgütlü çıkalım, mücadele edelim.

Mücadele edenin kazanma ihtimali vardır, etmeyenler zaten kaybetmişlerdir.


Bu yazıyı paylaş

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

9 + 6 =