Faşizm nedir – Kıbrıs’ta faşizm

Bu yazıyı paylaş

(Seminer Sunumu 02.04.2018)

22 Ocak 2018 tarihinde Afrika gazetesine karşı bir gurup faşist tarafından gerçekleştirilen linç girişiminden sonra, günün moda deyimiyle, Kuzey Kıbrıs’ta bir faşizm farkındalığı oluşmuştur. Bu olay ve faşist parti YDP’nin iki üye ile KKTC meclisinde temsil edilmesi bazı çevrelere göre faşizmin KK’ta yükselişe geçtiğini göstermektedir. Bazı çevreler faşizmin bu yükselişi karşısında anti-faşist mücadelenin örgütlenmesi gerektiği üzerinde durarak girişimlerde bulunmaktadırlar. KSP de bazı guruplarla anti-faşist örgütlenme çalışmalarına katılmaktadır. Faşizme karşı mücadele edebilmek için faşizmi tanımak ve tanımlamak gerekiyor. Ancak birçok gurup faşizmin tanımında bile ortak bir görüşe varamıyor.

Marxistler her konuya sınıfsal ve bilimsel temelde yaklaşırlar. Faşizmi de aynı yaklaşım ile ele alıp tanımlarlar. Faşizmi de sınıfsal temeli üzerinden analiz edip anti-faşist mücadelenin taktik ve stratejilerini geliştirirler. Faşizmin sınıfsal temeli, ekonomik temeli nedir? Uluslararası komünizmin temsilcisi K.E.ın Yürütme Kurulunun 13. Plenumunda tanımladığı gibi faşizm, finans kapitalin en gerici, en şövenist, en emperyalist unsurlarının/kesimlerinin açık terörist diktatörlüğüdür. Yani faşizm, tüm sınıfların -işçi sınıfı ve burjuvazi- üzerinde duran bir devlet iktidarı modeli değildir. Faşizm ekonomik, siyasal ve sosyal gidişattan hoşlanmayan küçük burjuvazi ve lümpen unsurların ayaklanması, terör estirmesi ve devlet mekanizmasını ele geçirmesi değildir. Faşizm doğrudan finans kapitalin -emperyalizmin- iktidarının kendisidir. Dolaysıyla faşizme karşı mücadele örgütlenirken faşizmin bu sınıfsal karakteri temel alınmalıdır, aksi takdirde başarı kazanmak mümkün değildir.

Faşizmin ve faşist diktatörlüğün gelişmesi değişik ülkelerde değişik biçimler almaktadır. Bu biçimler o ülkelerin tarihsel, sosyal, ekonomik, ulusal yapı özellikleri, uluslararası ilişkileri gibi kriterlere bağlıdır. Örneğin, Faşizmin yaygın bir kitle tabanı olmadığı bir ülkede, ve faşist burjuva kesimleri arasında çelişkilerin olduğu bir ülkede faşizm hemen parlamentoyu ortadan kaldırmaz, diğer burjuva partilere ve hatta sosyal demokrat, sol partilere belli dozlarda yasallık tanıyabilmektedir. Devrimci mücadelenin yükseldiği bir ülkede faşizm kendini mutlak güç, iktidar olarak ortaya koyar ve toplumun diğer sınıf ve kesimlerine karşı terör ve yok etme sürecini uygular.

Faşizmin iktidarı bir burjuva hükümetin başka bir burjuva hükümetinin basit bir devamı değildir. Faşist iktidar burjuvazinin bir sınıf egemenliğinin devlet modelinin, yani burjuva demokrasisinin, başka bir model ile, yani açık terörist diktatörlüğü ile yer değiştirmesidir. Bu farkı anlamamak ve dikkate almamak işçi sınıfı için büyük bir hata olur. Böyle bir hata, işçi sınıfının faşizme karşı mücadelede tüm emekçi sınıfları birleştirmede ve seferber etmede ve burjuvazi arasındaki çelişkilerden yararlanmada başarısızlığa götürecektir.

Faşist diktatörlüğün kurulmasında şartlara göre kitle tabanına dayanmak zorunluluğu yoktur. Ancak faşizm emperyalist burjuvazinin emellerine ulaşması için kitle tabanı yaratmaya, kitleleri peşinden sürüklemeye ihtiyacı vardır. Kitle tabanının faşizmin iktidara gelmesinden önce mi sonra mı yaratılacağı ülkenin somut şartlarına bağlıdır. 1920 ve 30larda Almanya ve İtalya’da faşizmin iktidara gelmesinde kitle tabanının büyük rolü olmuştur. Bugün emperyalizme bağımlı bazı sömürge yarı sömürge ülkelerdeki uygulamalar göstermiştir ki emperyalistler ordu ve devlet aygıtını elinde tutan kesimler ile birlikte faşist iktidarı kurabilmektedirler. Ondan sonradır ki ihtiyaç duydukları kitle tabanını terör ve demagoji yolu ile oluşturabiliyorlar.

Emperyalizm faşizme niye ihtiyaç duyar? Özellikle ekonomik ve sosyo-politik kriz dönemlerinde tüm krizi emekçi halkın omuzlarına yıkmak için ihtiyaç duyar. Yükselen devrimci işçi sınıfı hareketini bastırmak ve sosyalizme karşı mücadele etmek için faşizme ihtiyaç duyar. Demokratik yöntemlerle halkı yönetme yetisini kaybettiğinde ihtiyaç duyar. Pazar sorunlarını çözmek ve dünyayı yeniden paylaşmak için, sömürge ve yarı sömürge bağımlı ülkelerde halkları sindirmek ve ülkeleri talan etmek için faşizme ihtiyaç duyar. Özellikle 2. Dünya Savaşından sonra yeni sömürgecilik döneminde emperyalist tekeller arasında dünyanın yeniden paylaşımı için kıyasıya bir hegemonya mücadelesi başlamış ve sürmektedir. Bağımlı ülkelerin işbirlikçi burjuvazisi ile emekçi halkı ve işçi sınıfı arasındaki çelişkiler metropol ülkelerdeki çelişkilerden daha aşikar ve belirgindir. İşbirlikçi burjuvazi, halkların bu çelişkiler karşısındaki tepki ve öfkesini bastırmak için kah açık askeri, kah örtülü parlamenter sistem kurarak faşizmi uygular.

Faşizm kitleleri etkilemek ve tarafına çekmek için çeşitli yollar ve yöntemler kullanır. Kitlelerin en acil ve yakıcı talep ve ihtiyaçlarına demagojik bir yaklaşım göstererek sahip çıkar. Faşizm kitlelerin yılların birikimi olan önyargılarını kışkırtmanın yanında aynı zamanda onların hassasiyet gösterdiği adalet, eşitlik ve hatta devrimci değerlerini de kullanır. Kendini mazlum ve ezilmiş ulusun kurtarıcısı olarak gösterir. Bütün komşular düşmandır ve ulusu esaret altına almaya çalışmaktadırlar. Toplum içindeki birtakım hainler de onlarla işbirliği yapmaktadırlar. Kapitalizmin, emperyalizmin ülkeyi işgal ettiği ve talan ettiği, ulusu sınıflara böldüğü, ulusal değerleri dejenere ettiği demagojisi ile özellikle ekonomik krizden bunalmış olan küçük burjuva kitleleri, işsiz kitleleri, lümpen kesimleri ve hatta işçi kitleleri etkilerler. Kitleler faşist demagojinin temelini oluşturan milliyetçi ve şövenist propagandanın tuzağına düşerler. Faşizm sosyalizmin ölümcül düşmanı olmasına rağmen “sosyalizm, sosyalist, devrim” kelimelerini ve kavramlarını kullanmaktan çekinmez. Alman Nazi’leri isimlerinde hiç çekinmeden “sosyalist” kelimesini kullanmışlardır. Böylece işçi kitlelerin gönlünde yatan sosyalizm özlemini sömürmeye çalışmışlardır.

Faşizm, emperyalist sistemin devamı için, işçi emekçi kesimlerin en acımasızca sömürülmesi düzeni olmasına rağmen, anti-kapitalist demagojisi ile ekonomik yıkıma uğramış emekçi kitleleri yozlaşmış bankalara, tekellere, burjuvazinin sınırsız sömürüsüne karşı oluşan tepkiyi kullanarak geliştirdiği söylemlerle, özellikle siyasi yönden geri kalmış kitleleri, kendine çeker ve iktidarını kurarak pekiştirir.

Faşizmin kitleler üzerindeki bu zaferinin arkasında işçi sınıfının siyasi zayıflığı, örgütsüzlüğü ve bir Marxist-Leninist önderlikten yoksun oluşu, doğal müttefiklerinden kopuk oluşu, sözde sosyalist olup gerçekte burjuvazi ve emperyalizm ile işbirliği yapan sol partiler ve sendika liderliklerinin işçi sınıfı ve emekçi halka ihanet içinde oluşu, burjuva sınıfının kendi içindeki iç çelişkileri aşamayıp ülkeyi demokratik yöntemlerle yönetme kabiliyetini yitirmiş oluşu gibi faktörler yatmaktadır.

Faşizme karşı ideolojik, siyasi ve pratik yaşamın tüm alanlarında aktif ve sürekli bir mücadele verilmeden iktidarı önlenemez, iktidarı yıkılamaz. Her kim ki burjuvazinin gerici siyasetlerine ve uygulamalarına aktif olarak karşı çıkmaz, giderek faşizmin iktidarına yol açan bu sürece destek vermiş olur.

Anti-faşist mücadele, her ülkede, toplumsal mücadele geleneklerine, sınıfsal yapısına, sosyo-ekonomik yapısına göre farklılıklar gösterebilir. Fakat değişmeyen temel ilke, faşizmin sınıfsal yapısından dolayı anti-faşist mücadelenin temelinde de anti-emperyalist mücadelenin olması gerekmektedir. Faşizmin anası emperyalizme karşı mücadele etmeden faşizmi yıkmanın olanağı yoktur. Bunun için de kitlelerin seferber edilip kitlesel bir mücadelenin örgütlenmesi gerekmektedir. Toplum içerisinde faşizme ve emperyalizme karşı dirençli ve sürekli mücadeleyi verebilecek, örgütleyebilecek, yönlendirebilecek ve zafere ulaştırabilecek tek güç işçi sınıfıdır ve onun siyasal önderliğidir. İşçi sınıfının merkezde olduğu ve onun anti-emperyalist, anti-faşist müttefikleri ile bir halk cephesinin oluşturulması emperyalizmin ve faşizmin yok edilmesinde en güçlü araç olacaktır. Böyle bir cephenin pratik oluşumu değişik ülkelerde değişik biçimler alabilir. İşçi sınıfının örgütlülüğü, işçi sınıfı hareketinin seviyesi, ülkedeki diğer sınıflar, katmanlar ve kesimlerle ilişkileri, uluslararası işçi sınıfı hareketi ve komünist hareketin durumu ve bunlarla olan bağları anti-emperyalist, anti-faşist cephenin kurulmasında belirleyici faktörlerdir.

Kısaca unutulmaması gereken temel noktalar, faşizm her ne şekilde kendini gösterse de, her ne şekilde demagoji yapsa da, her ne şekilde iktidara gelse de;

Faşizm sermayenin işçi ve emekçi kitleler üzerine en acımasız saldırısıdır,

Faşizm dizginlenmemiş şövenizm, saldırganlık ve savaş demektir,

Faşizm kudurmuş gericilik ve karşı-devrimcilik demektir,

Faşizm işçi sınıfının ve emekçi halkın en alçak düşmanıdır.

Kuzey Kıbrıs 1974’ten beridir TC ordusunun işgali altındadır. KK şu anda bir sömürge rejimi tarafından yönetilmektedir. Bu rejimi demokratik olarak değerlendirmek mümkün değildir. Ülke TC kolordu komutanı-askeri vali- ve TC elçiliği -sivil vali- ekseninde yönetilmektedir. KKTC sözde devlet organları, meclisi, hükümeti ve anayasası tamamen göstermeliktir. Anayasadaki geçici 10.Madde aslında KKTC’nin gerçek anayasasıdır, diğer maddeler geçicidir. Bu KKTC’nin gerçek sahibi ve yöneticisinin TC egemenlerinin olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. TC egemenleri şu anda Türkiye’de faşist diktatörlüklerini kurmuş durumdadırlar. Gerek içte Türkiye halkına karşı gerekse dışta komşu ülkelere karşı hukuk tanımaz bir kudurganlıkla saldırmaktadırlar. Buradaki yönetimleri de Kıbrıs halkına karşı saldırı, sömürü, talan, asimilasyon, dinci ve etnik şövenizm üzerine kurulmuştur. Yani KK’da faşizm sömürge yönetiminin kişiliği içerisinde iktidardadır.

Son zamanlarda sivil faşist örgütlenmeler ve hareketlenme, faşist ve ırkçı YDP’nin iki vekil ile mecliste temsil edilmesi halk arasında faşizm geliyor paniği ve endişesi yaratmıştır. Oysa ki faşizm iktidardadır. O zaman sivil faşist hareketlenmenin amacı nedir? İktidardaki faşizm niye sivil kitle tabanına ihtiyaç duymaktadır? Niye sivil militanları tarafından gerçekleştirilen terör eylemlerine ihtiyaç duymaktadır?

KK’ın sömürgeci gücü TC şu anda büyük bir ekonomik kriz içerisindedir. Bu kriz emperyalist sistemin on yıldan beridir tüm dünyada yaşamakta olduğu krizin yansımasından başka bir şey değildir. Bu krizi Türkiye halkının omuzlarına yıkarken, TC egemenleri içte yarattıkları düşmanlara Kürt ulusuna, işçi emekçi sınıflara, demokratlara, sosyalistlere, komünistlere, entelektüel kesimlere acımasızca saldırmaktadırlar, ülkede terör estirmektedirler. Varlıklarını ve iktidarlarını terör ile ayakta tutmaya çalışmaktadırlar. Bu yetmemiş şimdi de komşularına saldırıya geçmişlerdir. Suriye’nin Efrin bölgesini bir gurup cani ile birlikte işgal etmişlerdir. Keza Kuzey Irak. Yunanistan ile sürekli dalaşmaktadırlar. Rusya ile kah kavgalı kah barışık alçakça bir ilişki içerisindedirler. Avrupa ve ABD’ye (iç propagandaya yönelik olsa da) ayar vermeye girişmektedirler. Milliyetçiliği ve dinciliği tırmandırarak, gerektiği yerde milliyetçi ve dinci terörü kullanarak, gerektiği yerde devlet terörünü kullanarak Türkiye’deki kitleleri etkilemeyi ve kontrol altında tutmaya çalışmaktadırlar. Haliyle bir sömürgeleri olan KK da bu faşist terörden nasibini alacaktır. TC’ye tamamen bağımlı olan KK, ekonomik olarak TC ile birlikte çökmüştür. KK halkına dayattıkları sözde ekonomik paketleri uygulamak, ülkenin topraklarını yatırım adı altında, değerlerini özelleştirme adı altında talan etmek için Kıbrıs halkını sindirmeleri gerekmektedir. Bu uygulamalara karşı çıkışları önlemek için resmi terörün yanında sivil teröre de ihtiyaç duymaktadırlar.

TC egemenlerinin nihai hedefi KK’ı, adına ister ilhak, ister bağımlı protaktora, ister iki ayrı devlet, ister Tayvan modeli, ister iki bölgeli federasyon ne isterse olsun TC’ye bağımlı kılmaktır. Bunun için de ülkede kendilerine biat etmiş bir nüfus ve kendilerinden kopamayacak bir ekonomi yaratmak amacındadırlar. Son dönemlerde Kıbrıs MEB’de bulunduğu iddia edilen gaz ve petrol iştahlarını daha da kabartmıştır. Buradan pay talep etmektedirler. Bunun için Kıbrıslıtürk halkın kayıtsız şartsız TC egemenlerine biat etmesini beklemektedirler. TC egemenleri belli ki bugüne kadar uyguladıkları asimilasyon politikalarının yetersiz kaldığını düşünmektedirler. Asimilasyonu hızlandırmak için bir taraftan sürekli nüfus aktarımı yaparken diğer taraftan faşist siyasi örgütlenme ve sivil milis/militan örgütlenmelere ağırlık vermişlerdir. Bizatihi kendi faşist siyasi partilerini burada örgütlemeye başlamışlardır. Amaçlarına hizmet edecek faşist kitle tabanını bu şekilde yaratacaklardır.

Kıbrıslıtürk halk bir avuç emperyalist ve sömürgeci işbirlikçinin dışında Kıbrıslıhelen yurttaşları ile barış istemektedir. Kendi ülkesinde birleşik bir Kıbrıs’ta bağımsız, demokratik ve kendi iradesine ve egemenliğine sahip olacağı bir düzen talep ediyor. TC’nin tahakkümünde ve sömürgesi olarak yaşamak istemiyor. Bu talep hem bu işbirlikçileri hem de onların patronu TC egemenlerini ürkütmektedir. Çözüm için görüşmeleri tam bir farsa dönüştürerek Crans Montana’da gömmüşlerdir. Çözüm için umutlandırılan halkın hayal kırıklığı tepkiye dönüşmeden sindirilmek zorundadır. TC egemenleri bugünkü Ortadoğu’da sürekli değişen siyasi konjüktürü fırsat bilip yıllardır süren görüşmeleri tamamen sonlandırarak, KK’ı ilhak da dahil farklı yapılanmalara gidebilirler. Bu politikaların temelini atmak için sivil faşist örgütlenmelere ve kitle tabanına ihtiyaçları vardır. Bu politikalarına karşı çıkacak olan Kıbrıslıtürk kitleleri sindirmek için faşist bir kitle tabanına ihtiyaç duyarlar.

KK üzerindeki siyasi hedeflerini gerçekleştirebilmek için işçi sınıfını ve halkı bölmek gerekmektedir. Bunun için de Kıbrıslıtürk ve Türkiye kökenli işçi emekçi kitleler arasına nifak sokmak gerekmektedir. Bunun için de siyasi ve kitle örgütlerine ihtiyaç duyarlar. Ezilmiş T kökenli kitlelerin hassas yönlerini K/Tlere karşı kışkırtıp ayrılık yaratacak ırkçı, faşist örgütlenmelere, ve kitle tabanına ihtiyaçları vardır ve bunu gerçekleştirmektedirler.

22 Ocak’ta K/T halkı sınayan bir deneme gerçekleştirmişlerdir. Rejimin faşist güçlerinin desteğinde bir gurup faşist militan sadece Afrika gazetesine saldırmakla kalmayarak, “kutsal meclis”e de saldırarak halka gözdağı verebileceklerini, halkın iradesinin kendileri için hiçbir şey ifade etmediğini gösterebileceklerini hesaplamışlardır.

Faşizmin kitle tabanı oluşturmak için uyguladığı yöntemleri bertaraf etmenin yolu anti-faşist kitle tabanını oluşturmaktır. İster resmi iktidar olarak, ister sivil kitle hareketi olarak faşizmin panzehiri anti-faşist halk hareketidir. Faşist terörün panzehiri halk kitlelerinin anti-faşist, demokratik kitle hareketleridir. 22 Ocaktan sonra gerçekleştirilen ve sendika ağaları tarafından utangaç bir protesto gösterisine dönüştürülen kitlesel gösteri bile etkisini göstermiştir. Kıbrıs’ta faşizmin temeli TC işgali, emperyalist sistemin tüm ada üzerindeki egemenliği, İngiliz askeri üsleri ve Yunan askeri üsleridir. Dolayısıyla Kıbrıs’tan emperyalizmi ve yerli işbirlikçilerini atmadan, Kıbrıs’ın emperyalizm ile bağlarını koparmadan faşizmden kurtulmak mümkün değildir.

Anti-emperyalist, anti-faşist mücadele nasıl örgütlenmelidir? Öncelikle bu mücadelenin merkezinde tüm Kıbrıs işçi sınıfının olması gerekmektedir. Bu merkez etrafında gerek Kıbrıslı müttefikler gerekse uluslararası işçi sınıfı ve müttefiklerin oluşturacağı ve destekleyeceği anti-emperyalist anti-faşist halk cephesi Kıbrıs’ın anti-emperyalist mücadelesini zaferle sonuçlandırabilir.

Ancak bugün için işçi sınıfı adına konuştuğunu iddia eden parti ve sendika liderlikleri emperyalist sistem ile, işgalciler ile bütünleşmiştirler. Sınıfa karşı tam bir ihanet içindedirler. Bunların yanında, çevrede Marxist diye geçinen ama anti-Marxist siyasetleri ile kitlelerin kafasını karıştıran, faşizme, emperyalizme ve işgale karşı mücadeleye zarar veren bir kısım oportünist de onlardan geri kalmamaktadır. Ör. Troçkist yazar Aziz Şah 18 Şubat 2018 tarihli Afrika gazetesindeki “Yıkıl git, diren kal Kıbrıs, Suriye, Ukrayna” başlıklı yazısında faşizmi şöyle tanımlıyor : “Faşizm ırkçı söylemler üzerinde yükselen küçük burjuvazinin paramiliter güçlere dayanan kitlesel terörizmidir. Bu düzenli ordu ya da polis değildir: Hitler’in SS ve SA’larıydı bu sopa. Türkiye’deki ve bizdeki karşılığı Ülkü Ocaklarıdır. ….. Faşizmi diğer tüm gerici akım ve düşüncelerden ayıran temel öge “paramiliter örgütlenme ve terör”dür.” Yani, 2. Dünya Savaşını çıkaran, bütün Avrupa’yı kana bulayan, soykırımlar gerçekleştiren Alman Nazi İmparatorluğu’nu SA ve SS’lere indirgemektedir. Nazileri faşist yapan unsur SA ve SSlerdir. Ülkü Ocakları olmasa TC’de faşizmden bahsetmek mümkün olmayacaktı. Faşizm, devrimcileri, komünistleri, demokratları, entellektüelleri işkencelerden geçiren, katleden, kitlesel katliamlar yapan düzenli ordu ve polis değildir. Bu Troçkizmin devlet anlayışıdır.

Barikatçı Ahmet Cenkler de yine Afrika gazetesinde yayınlanan Facebook mesajında ülkemizdeki faşizm hakkında şunları yazıyor : “Aslında “faşizm” dediğimiz düzende meclis kapısı önünde kilit olur. Burjuva demokratik parlamento dahi çalışmaz hale gelir. Ama gelişen “kapitalizm” faşizm’i bir araç olarak kullandığı oranda daha büyük sorunlara yol açmadan sınıfsal muhalefet ve direnişler gerçekleşmeli. Bu ülkede halen daha kaybedilmemiş mevziler var. Onları kaybetmeden yenilerini kazanarak faşizmin boyu büyütülmeden adımlar atmalı. Yoksa faşizmin “karakteristiklerini” yaşasaydık bile tarihten bugüne birkaç kez yaşanan olaylara RAĞMEN hala daha tam anlamıyla “faşizm” vardır diyemeyiz. Kapitalizmin “geliştiği” oranda faşizm doğru orantılı olarak “gelişir” ya da “dişlenir”. Bu ülkede bu derece gelişmiş bir kapitalist yapılaşma var mı? Ama tabi burada bizim daha faşizmin “ayak seslerini” bile insanlara ne kadar zarar verecek bir şey olacağını iyi anlatarak çok daha ciddi zararlar vermeden bunun “faşizm”e giden yol olduğunu anlatmak lazım. Yani aslında bilimsel olarak bence hala daha “ayak sesleri”… Ama bu “faşizmdir!” demek, insanlara bunu “negatif” olarak anlatmak da mücadeleye zarar değil elbet..!”

İkisi de farklı sözlerle aynı şeyi söylüyorlar. Faşizmin emperyalist sistemin bir devlet modeli olduğunu inkar ediyorlar. Faşizmin emperyalist sistemde tüm burjuva devletlerinin özünde gizli olduğunu inkar ediyorlar. Kıbrıs’ın emperyalizmin askeri, siyasi ve ekonomik işgali altında olduğunu inkar ediyorlar. Kıbrıs’ın kuzeyinin TC’nin bir sömürgesi olduğunu inkar ediyorlar. Kıbrıs’ta emperyalizmin ve işgalcilerin işbirlikçilerinin varlığını inkar ediyorlar. Kıbrıs’taki faşizmin temelinin emperyalist sistemin Kıbrıs’taki egemenliği ve Kıbrıs’ın işgal altında olması gerçeği olduğunu inkar ediyorlar.

Tüm bu kesimler aslında emperyalist sistemin ve faşist işgalin Kıbrıs’tan atılmasının önündeki engellerdir. A-E,A-FBC’nin oluşmasına engel olmaktadırlar.

Kıbrıs işçi sınıfının siyasi ve ideolojik önderliği KSP’nin omuzlarındadır. Bu önderliği kabul ettirmek ve yüklenmek için öncelikle bizim parti üyeleri olarak hazırlanmamız ve bu görev için yetkinleşmemiz gerekmektedir. Anti-emperyalist Birleşik Cephe politikamızı önce iyice kavramak sonra da başta işçi kitleleri olmak üzere tüm anti-faşist, anti-emperyalist kesimlere, Kıbrıs işçi sınıfının doğal müttefiki olan sınıf ve kesimlere kavratmamız gerekmektedir.


Bu yazıyı paylaş

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

2 + 5 =