Kıbrıs emperyalist zinciri kırmalıdır. Komünizmi kurmalıdır

Bu yazıyı paylaş

Değerli dostlar,

Hepinizi Kıbrıs Sosyalist partisi adına saygıyla selamlıyorum.

Kıbrıs Sosyalist Partisi, ülkemizde ve Dünyada emperyalist kapitalizmin yıkılması, sosyalist ve nihayet komünist bir dünya düzeninin kurulması için mücadele eden bir partidir.

Konu başlığımızın KIBRIS EMPERYALİST ZİNCİRİ KIRMALIDIR. KOMÜNİZMİ KURMALIDIR olması sizleri yanıltmasın. Bugünden yarına devrim yapma iddiasıyla gelmedim buraya. Ancak iyi ki bu konu başlığını seçmişim. Günün son konuşmacıları arasındayım ve sabahın dokuzundan beri burada yapılan tüm konuşmaları dikkatlice dinledim. Başta açılış konuşması olmak üzere ne yazık ki bir çok konuşmacı Dünyamızın içinde bulunduğu duruma ilişkin olarak çok karamsar görüşler belirttiler. Bu konuşmacılara göre emperyalist sermaye neredeyse yenilmez bir güce ulaşmıştır. Sol hareket çok zayıf ve darmadağın durumdadır, yapacak çok birşey yoktur. Biz Kıbrıs Sosyalist Partisi olarak bu karamsar tablo ile hemfikir değiliz. Bize göre Dünyamız yeni gelişmelere büyük yeniliklere ve devrimlere gebedir. Ancak hiçbir çocuğun sancısız acısız doğmadığı gibi dünyamız da sosyalist devrimler arifesinde büyük acılara gebedir. Bu konuyu az sonra yapacağım sunum içinde özet olarak da olsa açıklamaya çalışacağım.
Bugün burada “sol ve Kıbrıs sorunu”nu konuşmak üzere toplandık. Ama sabahtan beri dinlediğim konuşmalarda solun değil sağın Kıbrıs sorununa ilişkin önermelerinin tartışıldığına tanık olduk! Konuya sol açıdan bakabilmemiz için önce solun ne olduğunu anlamamız gerek. Biz ‘sol’ darken toplumsal sorunların son tahlilde devrimci yöntemlerle çözülebilecegine inanan, sınıf mücadelesini kendine temel alan ve Marksizm Leninizm ideolojisini benimsemiş birey, örgüt ve partileri ifade ediyoruz! Kıbrıs sorununda ‘sol’un önerdiği seçenekler var mı?
Bu konuyu ele almadan önce günümüzde nasıl bir dünyada yaşadığımıza bir göz atalım.

1917 Büyük Sosyalist Ekim devriminden bu yana “emperyalizm ve proleter devrimleri çağı” devam etmektedir.
Bu çağın en önemli özelliklerinden biri ulusal sorunda iki temel yönelimin varlığıdır.Bu iki temel yönelim Kapitalist sistemin tekelci kapitalizme evrilmesinden kaynaklanmaktadır.

1. Yönelim, ulusların birleşmesi yönündedir. Bu da kendisini birbirine zıt iki ayrı biçimde ortaya koymaktadır;
Birincisi, burjuva emperyalist birleşme ulusların eşitsizliğine, baskı altında tutulmalarına, asimilasyonuna dayalı, büyük güçler arasında geri ulusların bağımlılığını amaçlayan savaşlar içeren, zorlama, empoze edilen birleşme sürecidir.

İkincisi de bu zorlama emperyalist birlikten kopma ayrılma, yani bağımsızlık mücadeleleridir.Bu ikinci süreç emperyalizmi zayıflatıp gerilettiği sürece ilericidir.

2.Yönelim de proletaryanın hegemonyası altında oluşan birleşme yönelimidir.Bu, tüm ezilen baskı altındaki ulusların uluslararası proleterya hareketi ile emperyalizme karşı birleşik cephesidir.Bu cephe tüm ulusların gönüllü işbirliğini,ve emperyalist güçlerle onların işbirlikçisi olan yerli ve yabancı burjuvalara karşı,gönüllü dayanışmalarını ve mücadele etmelerini sağlar. Ulusların eşitliği ilkesi temelinde, gönüllü dayanışmalarını ve mücadelelerini sağlar.
Tüm ulusların gerçek eşitliği ancak ulusların sosyalist devletler olarak örgütlenmesi ile mümkün olacaktır. Çünkü proleter enternasyonalizmi,uluslararası ilişkileri karşılıklı işbirliği ve dayanışma,birbirine karşı tahakküm değil, birbirine destek olma temelinde düzenleyecektir.

Proletaryanın ulusal sorun siyaseti proleter enternasyonalizmi siyasetidir.Bu Marx-Engels’te de böyleydi, Ekim 1917 devriminden sonra Lenin ve Stalin de de böyleydi! Bu nedenle komünistlerin yönettiği devletlerde ve bu devletler arası ilişkilerde, ulusal politika, ulusların eşitliği ve en yakın işbirliği ve dayanışmasını içeriyordu. Birlikte çalışmalarını ve karşılıklı olarak birbirlerine destek vermelerini içeriyordu. Bu işbirliği, saflarında burjuva sınıfını tasfiye etmiş ulusların işbirliğiydi.Tüm Dünya SSCB’nin varlığında uluslar arasında böylesi dayanışma ve işbirliğine tanık olmuştur. SSCB örneğinde proleter enternasyonalizmi sadece bir teori olmaktan çıkmış somut bir gerçekliğe dönüşmüştur.

GÜNÜMÜZDE ULUSLARARASI HUKUK

Günümüz şartlarında tek tek ülkelerde burjuva eşitlik o ülkeyi yöneten burjuvazi için (ve de feodaller vb. için) tam bir cendere şekline bürünmekte ve onlar bu cendereden kurtulmak için çeşitli hukuksal ve pratik yöntemler geliştirmektedirler. Aynı şekilde günümüz şartlarında uluslar arasında sosyalist eşitlik kalıntılarını da içinde barındıran devletler arası eşitlik sorunlarını güçlü devletler tam bir cendere olarak görmekte ve ondan kurtulmak için çeşitli hukuksal ve pratik yöntemler geliştirmektedirler. İnsan hakları savunusu lafzı dahi böylesi amaçların aracı olmaktadır ve ülkelerin iç işlerine karışma aracı olarak kullanılmak amacıyla BM hukukuna işlenmiştir!

Günümüz şartlarında Burjuva Ulusların Oluşturduğu Burjuva Dünya Tablosu şöyledir;

fi) Emperyalist ‘büyük’ güçler tüm dünya devletlerini sömürmek amaçlı olarak onları kendilerine mali, ticari, teknik, askeri, diplomatik, kültürel vb. tüm alanlarda bağımlı bir konuma sokmuşlardır. Bu nedenle kendi sınırları içinde çok uluslu olmasalar bile diğer ulusları ezen çok uluslu devlet konumundadırlar. Dolayısıyla ulusal sorunun alıp başını gittiği ülkeler durumundadırlar. Kaldı ki bunlardan bazıları kendi metropollerinde, kendi ülkelerinde de çok ulusludurlar. Ve aynı zamanda dünya çapında ekonomik ve siyasi ilişkilerdeki gelişmeler nedeniyle ülkeleri içine diğer ülkelerden göçmen işçilere yer vermek zorunda kaldıkları için kendi ülkelerinde de ‘göçmen sorunu’ adı verilen ulusal sorunlar ortaya çıkmıştır.

ii) Bu ‘büyük’ güçlerin emperyalizm siyasetinin temelini ekonomideki tekelcilik oluşturur. Bu nedenle diğer devletleri sömürmek konusunda da her biri tekelci bir konum elde etmek siyasi eğilimine sahiptirler. Bu nedenle diğer devletleri sömürme tekeli için kendi aralarında mücadele ederler. Bu mücadele kaçınılmaz bir şekilde onların arasında askeri alanda şu veya bu şekle bürünen ve giderek genel bir savaşa (Dünya savaşına) dönüşme eğilimi taşıyan savaşlara yol açar. Genellikle bu eğilimin diğer ulus ve ülkelere karşı basit bir hâkimiyet şeklini aldığı sanılır. Halbuki ve bilhassa bugünlerde ve dünya kapitalizminin genel krizinin bugün varmış olduğu şartlarda bu tekelci hakimiyet eğiliminin kendini ortaya koyuşu başka tür ilişkilere yol açmaktadır. (Bu kriz üretim tekniğindeki muazzam gelişmenin-ki bu doğrudan komünist topluma işaret eden bir aşamadadır- kapitalist sistemde yer alabilen ülkelerde ve hızla büyük çapta ürün bolluğuna yol açarken bu ürünlerin paraya dönüşmesinin aracı olan kapitalist pazarın çok yavaş büyümesinden kaynaklanmaktadır).

Şu anda yoğun bir şekilde kullanılma imkanı olmayan, veya rakibin eline geçerse onların yoğun bir şekilde kullanıp o alanda kendi tekellerini sarsabileceği ham madde kaynaklarına rakiplerin ve de o ülke halkının-devletinin-ulaşmasını engellemek; bu kaynakların mevcut teknolojiyle ve yoğun üretimi yerine kendi dar ihtiyacına yeterli ve tekelini koruyan en eski üretim metotlarıyla ve kölelik sistemiyle ve ‘kanun dışı’ kullanılmasını örgütlemek, ve mali ve diğer pazarların hakimiyetinin diğer emperyalistlerin eline geçmesini önlemek için ne gerekirse yapmak, vb. Ülkelere, bölgelere ve hatta kıtalara kimsenin hakim olamamasını sağlamak için ne gerekirse yapmak, mesela kaos-kargaşa yaratmak-devletsiz ülkeler yaratmak-, ‘kimlik siyaseti’ adı altında her yerde her tülü farklılıkları teşvik etmek, bu farklılıklar temelinde birbirleriyle çatışan ve mümkünse savaşan guruplar oluşturmak, ve onları silahlandırıp kendilerine bağımlı hale getirmek, bu toplumsal gurupları bu savaşlarla yok olma tehdidi ile karşı karşıya bırakıp onların can havliyle kendilerinden silah satın alan ve bu silah alımı için onların istediği her şeyi yapan gurupların oluşmasını sağlamak, ve gerektiği anda da onları çöpe atmak!

Bu çerçevede su, yiyecek, ilaç ve tabii afetler bile bu amaçlarla kullanılan araçlar konumuna gelmişlerdir. Sadece askeri ve diplomatik değil ekonomik araçlar da devrededir ve kullanılmaktadır. Bu emperyalist amaçlarla kullanılmayan hiçbir kurum kalmamıştır. Hiçbir şeyin ‘kutsallığı’ yani amacına uygun işlemesine izin verilmemekte her şey emperyalist amaçlarla kullanılmaktadır. Vakıflar, yardım kurumları, yayıncılık, kültürel faaliyetler, eğitim kurumları ve de ticari ve üretim şirketleri ve yöneticileri, velhasıl her alan diğer uluslara ve ülkelere karşı kötü amaçlı faaliyetlerin aracı haline getirilmektedir. Toplumları yok olmakla tehdit eden örgütler oluşturulmakta, onların faaliyetleri nedeniyle kendilerini yok olmak tehdidi altında bulanlara sözde ‘yardım’ edilmekte ve kendilerine bağımlı kılınmaktadır. Dünyanın dört bir yanında barbarlık örgütlenmektedir.

iii) İkinci dünya savaşı sonrası dönemde galip ve yenilmiş tüm büyük emperyalist güçler ABD hegemonyası altında, ABD etrafında bu hegemonyayı kabullenerek, kendi bağımsızlıklarını da yitirerek bir ittifak oluşturmuşlardır. SSCB ve Halk Demokrasileri 1953’e kadar bu ittifaka karşı her alanda mücadele etmişlerdir. 1953 sonrasında ise bu ittifakın ‘düşman görünümlü’ parçası olmuşlardır. SSCB ve Halk Demokrasilerinin kesin yıkımından yaklaşık on yıl sonra ve bilhassa son birkaç yıldır ABD’nin bu hegemonyası sürmesine rağmen sarsılmaya başlamıştır. Şu anda büyük güçler arasındaki tüm ilişkilerde ve dolayısıyla da diğer devletleri sömürme tekeli konusunda her geçen gün artan bir çatışma ve burjuva devletlerarası dünya ilişkiler sisteminde yeni düzenlemeler, yeni şekillenmeler gözlenmektedir. Bu şekillenmelerin altında yatan temel neden dünya kapitalizminin genel bunalımının bugünkü aşamasıdır. Dünyanın dört bir yanında barbarlık örgütlenmektedir.

iv) Şu anda birkaç istisna dışında bütün eski sömürgeler ve bağımlı uluslar ‘bağımsız’ devletlerine kavuşmuşlardır. Bu bağımsızlık büyük emperyalist güçlere tam bir bağımlılık ilişkisidir. Hepsi de kesin kes bağımlı devletler konumundadırlar. Bu devletler kendi içlerinde burjuva bir yapılanma oluşturabildikleri oranda geri kalmış şartlarda yaşayan pek çok ulus ve aşireti de içlerinde barındırıyorlarsa kendi içlerinde bir yığın ulusal, dini çatışmalardan mustariptirler. Kaldı ki bu devletlerin pek çoğu emperyalist sistem içinde kaldıkları için kendi içlerinde burjuva ulusal devletler haline dahi gelememişlerdir. Bu devletler, dünya kapitalizminin genel krizinin bugünkü şartlarında emperyalist büyük güçlere tamamıyla bağımlı konumda olmalarına rağmen ve bu nedenle, büyük güçlerin kendi çıkarları çerçevesinde yoğun baskılarla karşılaşmaktadırlar. Onlara tam teslimiyet dahi, sistemin tutarlı bir parçası olarak var olmaları açısından artık sonuç vermemektedir. Dünya kapitalizminin genel krizi (bu nedenle tek tek fabrikaların değil tek tek ülkelerin ve giderek tek tek kıtaların ekonomik sistem dışına itilmeleri ve ekonomik sistem dışında tutulmaları) ve bu temellerde yükselen farklı güçlerin farklı çıkar çatışmaları bu devletleri sürekli bir tehdit altında bırakmaktadır. Onlar güçlerine orantılı olarak bu konumda şu veya bu emperyalist güce dayanarak ayakta kalmaya çalışırken, pek çoğu tam bir kaosa-kargaşaya sürüklenmektedirler. Bu ülkeleri yöneten burjuvalar-feodaller-aşiret reisleri emperyalist sistemde yer alarak yönetme çabalarının işe yaramadığını görmekte, ama bu bağımlılıktan da vaz geçememektedirler. Onların hâkimiyeti altında devletleri, ülkeleri, halkları, milletleri tam bir çıkmaza sürüklenmektedirler. Ülkelerin bağımsızlığı, ülkelerin iç işlerine karışılmaması, ülkelerin sınırlarının ihlal edilemezliği, ülkelere saldırının yasaklanması, devleti olmayan ulusların devletlerine sahip olması gibi ülkeler arasındaki ilişkileri, uluslar arasındaki ilişkileri yönlendirmesi gereken tüm ilkeler çiğnenmekte ve emperyalist amaçlarla kullanılmakta, bu ülkeler için gerekli olan ve ihtiyaçları olan bu uluslararası hukuk kuralları, bu eşitlik kuralları bizzat bu ülkelerin yöneticileri tarafından da emperyalist büyük güçlerle uyum çabaları nedeniyle ayaklar altına alınmakta ve bu kural tanımazlık, bu eşitsizlik sonuçta kendilerini ve ülkelerini de vurmaktadır. Dünyanın dört bir yanında barbarlık örgütlenmektedir.

v) Emperyalistler arası ilişki bağımlı devletler açısından petrol zengini ülkelerde özel bir duruma yol açmıştır. Kesinkes bağımlı konumda olan bu ülkeler aynı zamanda mali olarak zenginliğe boğulmuşlarıdır. ABD’nin (ve onunla sıkı işbirliğinde olan Britanya’nın) diğer büyük güçleri kontrol mekanizmalarından biri olarak ortaya çıkan bu durum da şu anda sarsılmaktadır. Bu sarsılmanın Irak, Libya ve Suriye’de yol açtığı sonuçlar herkesin malumdur. Dünyanın en bağımlı ülkeleri arasında olan petrol zengini ülkelerin aynı zamanda dünyanın mali olarak en zengin ülkeleri arasında olmaları, emperyalizmin ABD hegemonyası altındaki genel krizinin yol açtığı ‘enteresan’ bir durumdur. Petrol zengini bu ülkelerin konumları büyük güçler arasındaki ilişkilerdeki yeniden şekillenmeyle bağıntılı olarak yeniden şekillendirilmektedir. Mali zenginliklerini ve hatta varlıklarını koruyup koruyamayacakları emperyalist büyük güçler tarafından ele alınmakta olan bir sorundur. Dünyanın dört bir yanında barbarlık örgütlenmektedir

vi) Bila istisna bütün burjuva (feodal) devletler, ama en önemlileri olarak başta ABD olmak üzere tüm büyük ‘güçler’ birbirlerine karşı (ve farklı ittifaklarla) burjuva (feodal) ülkelerin içindeki ve bu ülkeler arasındaki her türlü farklılıkları, çatışmaları kullanmak ve böylece hedef ülkeleri zayıflatmak yöntemini gemi azıya almış bir şekilde kullanmaktadırlar. Bu tür faaliyetlerin esas hedefi olan güçlü olmayan ülkeler bu tür yöntemleri kullandıkça bu tür yöntemler üzerinden daha da kolay kullanılır hale gelmektedirler.

Tek tek ülkelerdeki farklılıkların bir unsuru olan devletlerine sahip olmayan uluslar ve baskı altındaki dini guruplar burjuva çerçevede kalmakta ve dahası feodal ve kölecilik şartlarına geri gitmekte ısrarlı oldukları oranda, yani emperyalist zinciri kırmak ve ondan kopmak siyasetini benimsemedikleri oranda sürekli olarak bu yöntemlerin kullanıcısı ve kullanılanı olmaktan kaçınamamaktadırlar. Ülkeler ve uluslar arasındaki bu gelimeler dünya kapitalizminin genel bunalımının derinleşmesinin hem bir göstergesi hem de bir kaynağıdırlar. Dünyanın dört bir yanında barbarlık örgütlenmektedir.

vii) Onlar bu bunalıma çözümü dünyanın dört bir yanına yaydıkları kaosta, yani savaşlarda ve her alandaki yıkımlarda aramaktadırlar. Bilhassa da proletaryanın tüm örgütlerinin ve onun komünizminin atomize edilmemesinde ve kaos içinde tutulmasında aramaktadırlar. Çünkü onların barbarlığını önlemeye ve yıkmaya muktedir tek güç dünya proletaryası ve onun komünizmidir! Bu tabloyu daha detaylandırmak mümkündür ve bu tablo detaylandırılmalıdır.

GÜNÜMÜZ ŞARTLARINDA ULUSAL SORUNDA KOMÜNİZMİN STRATEJİ VE TAKTİKLERİ

İçinde yaşadığımız çağ 1917 Ekim devriminden beri emperyalizm ve proleter devrimleri çağıdır. Vardığımız yerde bu çağın belirleyicisi olan emperyalizm ve proleter devrimlerinin konumları değişmiştir. Emperyalizm dünya komünizminin yenilgiye uğratılması ve mikro-çiplerin icadı ile birlikte tam bir barbarlık aşamasındadır. Proleter devrimleri yani komünizm de mikro-çiplerin icadı, yani mükemmel şekliyle komünizmin tüm teknolojik temellerinin oluşması ve proletaryanın dünya çapında yayılması nedeniyle en gerisinden en ilerisine tüm uluslar ve ülkeler için bir gereklilik ve emperyalist kapitalizme karşı kesin zafer aşamasındadır.

Bir yanda her geçen gün ağırlaşan ve azan emperyalizmin barbarlığı, öbür yanda mükemmel şeklini ortaya koymuş ve doğumunu bekleyen komünizm! Dünya şu anda ya o ya bu şartlarındadır. Ya emperyalizmin barbarlığı, ya da komünizm. Hem o hem bu imkânsız bir durumdur! Dünyanın ‘en ileri’ uluslarından(büyük emperyalist güçler) tutunuz dünyanın en geri (küçük ve kapitalist olarak geri) uluslarına kadar ve hatta kendi devletlerine sahip olmayan ulus ve sömürgelerine kadar bütün uluslar kesin bir şekilde ikiye bölünmüşlerdir.

Bir yanda dünyayı barbarlığa götürmüş ve barbarlığı azdırmaktan başka bir yolu olmayan burjuvaların (ve feodallerin) ulusları, ulusları bölen ve birbirine düşüren bu uluslar gurubu, diğer yanda uluslarının kurtuluşu için tüm ulusların ele ele vermelerinin, birleşmelerinin zorunluluğunu idrak eden, bu burjuvaların (feodallerin) hâkimiyetine son vermenin zorunluluğunu idrak eden proleterlerin sosyalist ulusları. Ulusal kurtuluş, ulusal özgürlük, uluslar saflarında uluslar arası ilişkide demokrasi ancak ve ancak bu ikinci uluslar gurubunun zaferiyle mümkün olacaktır.

Ya tüm uluslar proletaryanın ve onun komünizminin önderliğinde ele ele verecek ve onların iktidarı temelinde kurtulacak ve özgürleşecek, ya da bütün ulusların bugünkü barbar konumları ve onlar arası ilişkilerdeki barbarlık artarak sürecektir! Bugün komünizmin ulusların özgürlüğü sorunu alanındaki stratejik prensibi ve taktikleri bu temel üzerinde inşa edilmek zorundadır.

Ulusların özgürlüğünün ve uluslar saflarında demokrasinin elde edilmesinin uluslararası proletaryanın birlik ve dayanışmasından ve onun bu birlik ve dayanışması sayesinde elde edilen ve korunan zaferinden ayrı düşünülmesi imkânsızdır.

Ve bu zafer ancak ve ancak uluslararası proletaryanın makine + elektrik + kompüterler + proletarya diktatörlüğü=komünizm formülünü hayata geçirmek için yürütülen iktidar mücadelesinin sonucu olan ve tüm dünya proletaryasının birlik ve dayanışması temelinde yükselen sosyalist ulusal kurtuluş mücadelesidir.

KIBRIS EMPERYALİST ZİNCİRİ KIRMALIDIR. KOMÜNİZMİ KURMALIDIR

Ülkemizde emperyalist zincirin kırılması ancak isçi sınıfımızın ve onun Komünist Öncü’sünün önderliğinde yürütülecek örgütlü mücadele ile mümkündür. Kıbrıs Sosyalist Partisi olarak bu mücadelede , adamızın Güneyinde ve Kuzeyinde kendilerini emeğin partisi, sosyalist olarak gösteren AKEL, CTP ve diğer sol güçlerden ayırmaktadır. Çünkü;

1) AKEL anavatanımız Sovyetler Birliği’nin yıkıcıları Titocu ABD ajanlarının Sovyetlerdeki dostlarıyla birlikte iş yaptığı için; bu işbirliği tamamıyla Komünizm düşmanlığı olduğu, Komünizmin yenilgisine, Sovyetler Birliği ve halk demokrasilerinin yenilgisine yol açtığı için; bu çerçevede AKEL Zaheriyedis’e karşı Krusçefci, Brejnevci, Andrapovucu ve Gorbacovcu hainlerle birlikte hareket ettiği için onlara birlik olamıyoruz.

2) AKEL bizim Doğrudan Demokrasi ve Anti Emperyalist Birleşik Cephe Hükümeti programımıza karşı, emperyalizmin zincirini kırmak siyasetimize karşı AB ve BM çatısı altında, utanmayı tümden yitirseler NATO çatısı altında çözümü destekledikleri için onlarla birlik olamıyoruz.

3) Ama bir gün doğru Komünist siyaset çatısı altında, özeleştiriler yapılmış ve böylece siyasetlerimiz daha da zenginleşmiş olarak ve Kıbrıs’ın Komünistleri olarak barbarlığa karşı hep birlikte savaşacağımızdan eminiz!

O güzel günlere ulaşmak için AKEL in yanlış siyasetine karşı çıkmaktan başka alternatifimiz yoktur.

CTP’yi sol içinde görmüyorum bile! Her gün Ankara’dan icazetli politikalarıyla günlük hayatımızı belirleyecekler, Kıbrıs’ın doğal kaynaklarının nasıl paylaşılacağına ilişkin Ankara tarafından belirlenen politikaları aba altından sopa gösterir gibi, dolaylı tehditlerle bizlere aktaracaklar, sonra da ‘sol içinde uzlaşma’mız gerektiğinden söz edecekler! Sol içindeki tek uzlaşma Anti-emperyalist Birleşik Cephe içerisinde anti faşist güçbirliği içerisinde mümkündür!


Bu yazıyı paylaş

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

7 + 3 =