KKTC’de bugün tartışılan sorun, seçim sisteminin karma oy olup olmaması değildir. Sorunun özü, hangi seçim sisteminin uygulanacağı değil, ülkeyi kimin yöneteceğidir.
Karma oyun kaldırılması ya da korunması, seçim sisteminin değiştirilmesi veya değiştirilmemesi, KKTC’de yaşanan temel ekonomik, siyasal ve güvenlik sorunlarını kendi başına çözmeyecektir. Çünkü bu sorunlar, seçim sisteminden bağımsız olarak, yıllardır halkın çoğunluğunun ihtiyaçları ve iradesi doğrultusunda değil, Ankara’nın ve ona bağlı sermaye çevrelerinin çıkarları ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alınmaktadır.
Bugüne kadar hangi siyasal parti iktidara gelirse gelsin, seçimlerde hangi vaatlerde bulunulursa bulunulsun ve hükümet programlarında halka ne söz verilirse verilsin, temel politikaların belirlenmesinde halkın iradesi belirleyici olamamıştır. Ekonomiden siyasete, güvenlikten kamu yönetimine kadar uzanan geniş bir alanda Ankara’nın belirleyici ağırlığı varlığını sürdürmüştür.
Bunun temel nedeni açıktır: KKTC her alanda Ankara’ya göbekten bağımlı bir alt yönetim haline getirilmiştir. Ekonomik bağımlılık, siyasal bağımlılığı; siyasal bağımlılık ise güvenlik alanındaki bağımlılığı yeniden üretmektedir. Bu düzen, yalnızca Ankara’nın doğrudan müdahaleleriyle değil, onunla çıkar ortaklığı içerisindeki yerli sermaye çevreleri ve siyasal yapılar aracılığıyla da sürdürülmektedir.
Bu nedenle bugün tartışılması gereken asıl konu seçim sistemi değil, egemenlik sorunudur.
Ankara’nın belirleyici olduğu, bu belirleyiciliğini ekonomik, siyasal ve güvenlik mekanizmaları aracılığıyla sürdürdüğü ve buna yerli işbirlikçi sermaye çevreleri ile siyasal yapılar aracılık ettiği koşullarda, halkın gerçek anlamda kendi kendisini yönetmesinden söz edilemez.
Demokrasi, yalnızca belirli aralıklarla sandığa giderek temsilci seçmekten ibaret değildir. Halkın kendi yaşamını ilgilendiren temel kararlar üzerinde söz ve karar sahibi olmasıdır. Dolayısıyla halkın demokrasisini savunmak, halkın kendi kararlarını kendisinin alabileceği ve kendi kendisini yönetebileceği mekanizmaları savunmayı gerektirir.
Kıbrıs Sosyalist Partisi açısından gerçek demokrasi, halkın iradesinin seçimden seçime başvurulan bir oy verme işlemine indirgenmediği, halkın doğrudan söz ve karar sahibi olduğu bir düzendir. Doğrudan demokrasi, halkın kendi kararlarını aracısız biçimde alabilmesinin ve kendi kendisini aracısız biçimde yönetebilmesinin temel yoludur.
Ancak böyle bir demokrasinin kurulabilmesi için öncelikle halkın iradesinin önündeki tahakküm ilişkilerinin ortadan kaldırılması gerekir. Ankara’nın ve onunla bütünleşmiş sermaye çevrelerinin belirleyiciliği devam ettiği sürece, seçim sisteminde yapılacak değişiklikler halkın gerçek anlamda egemen olmasını sağlamayacaktır.
Bu nedenle mesele, karma oyun kaldırılıp kaldırılmaması meselesine indirgenemez.
Mesele, halkın kendi ülkesinin yönetiminde gerçekten söz ve karar sahibi olup olmadığıdır.
Kıbrıs Sosyalist Partisi olarak biz, halkın gerçek egemenliğine dayalı bir demokrasi için, emperyalist hâkimiyetten ve onun kopmaz bir parçası olan TC sermayesinin tahakkümünden kurtulmanın zorunlu olduğunu savunuyoruz.
Gerçek demokrasi, gerçek egemenlik olmadan mümkün değildir. Gerçek egemenlik ise halkın kendi kaderini kendi ellerine almasını gerektirir.
Bu nedenle mücadelemiz, yalnızca seçim sisteminin değiştirilmesine değil; halkın ekonomik, siyasal ve toplumsal yaşam üzerindeki doğrudan karar gücünü yeniden kazanmasına yönelik olmalıdır.
Kıbrıs Sosyalist Partisi
Merkez Komitesi
18.08.2026
