Derviş Ali Kavazoğlu’nun mücadelesinden öğrenelim

Derviş Ali Kavazoğlu’nun mücadelesinden öğrenelim
Bu yazıyı paylaş

11 Nisan, 1965 ülkemiz tarihinin en karanlık günlerinden biridir. Bugün Derviş Ali Kavazoğlu sendikacı arkadaşı Kostas Mişaulis ile birlikte, faşist TMT’nin tetikçileri tarafından katledilmişlerdir.  1950’ler ve 60’larda, çok zor şartlar altında, Kıbrıs halkının birliği, adanın emperyalizmden bağımsızlaştırılması ve proleter dünya devrimi uğruna canı pahasına bir mücadele yürütmüş olan Derviş Ali, temiz ve dürüst yaşamı, yürekli ve kahramanca mücadelesi ile ülkemiz devrimcilerine örnek olmuştur.

Anısını mücadelemizde yaşatacağız!

Derviş Ali Kavazoğlu, 04.04.1924 tarihinde Mağusa kazasına bağlı Peristerona piyi(şimdi kullanılan uyduruk adiyla, Alaniçi) köyünde doğmuştur. Daha beş yaşındayken Babasını kaybeden Derviş Ali, ailesiyle birlikte Lefkoşa’nın o yıllarda işçi semti olan Küçük Kaymaklıya yerleşti. Ailesinin maddi durumu zayıf olduğundan okula gidebilmek için Evkaftan yardım talep etti. Fakat bu talebi reddedilince O da bir Rum marangozun yanında çırak olarak hayata atıldı. Marangozluk yaptığı dönemde sendikacılıkla ve ayni zamanda Marksist düşüncelerle tanıştı. Zamanla başarılı ve özverili bir sendikacı olarak AKEL partisinin üyesi oldu.

1950’li yıllarda Kıbrıs Türk toplumunun liderliği için Dr. Fazıl Küçük ile Necati Özkan arasındaki rekabet ve dalaşma içerisinde, bu iki burjuva liderin taraftarları arasındaki bir kavga esnasında çıkan yangında, ayni sokakta bulunan Derviş Ali’nin marangoz atölyesi de yanmıştı. Bu olaydan sonra bir süre başka bir meslektaşının atölyesinde çalışan Derviş Ali, ancak 1954 yılında Beliğ Paşa sokağında kendine yeni bir atölye kurmayı başarabildi.

 Kıbrıs halkının 1931 yılında İngiliz sömürge idaresinin koyduğu vergilere güçlü bir tepkisi oldu. Bu tepki bir ayaklanmaya dönüştü. Bu ayaklanmayı firsat bilen kilise, ENOSIS sloganiyla kitlelere onderlik etmeye soyundu. O dönemde ayaklanmadan yana zamaninda tavir alamayan Kıbrıs Komünist Partisi, gecikmeli de olsa, ayaklanmaya destek verdi. İngiliz sömürge yönetimi, vali konağını ateşe verecek kadar büyüyen bu ayaklanmayı bastırdıktan sonra ülkedeki tüm siyasi partileri ve özellikle de komünist partisini yasakladı, Önde gelen üyelerini sürgünlere gönderdi ve hapsetti. 1939’da 2. Dünya savaşının patlak vermesinden ve SSCB’nin bu savaşa dâhil olmasından sonra 1941 yılında SSCB’nin kurduğu anti faşist cepheye destek vermek zorunda kalan İngiltere, Kıbrıs’ta da sıkıyönetimi yumuşatarak siyasal yasakları kaldırdı. 1941 yılında Kıbrıs Komünist Partisinin legal kolu olarak kurulan AKEL partisi de faşist İtalyan ve Alman ordularına karşı direnen Yunan işçi sınıfının iktidarı ele geçirmeye çok yaklaştığı bu dönemde, İngiliz emperyalizmini Ortadoğu’da zayıflatmak amacıyla ENOSIS hedefine destek verdi. AKEL önderliğinde bir anti-emperyalist hedef olarak, oldukça güçlenen ENOSIS hareketinden korkan İngiliz sömürge idaresi bu hareketi işçi sınıfının elinden almak için EOKA’yı ve TMT’yi  örgütleyerek adayı bölme /taksim planlarını devreye soktular.

1950 yılından itibaren Enosis sloganı komünistlerin önderlik ettiği bir anti emperyalist mücadelenin hedefi olmaktan çıkmaya, emperyalist işbirlikçisi gerici ve şovenistlerin sloganı haline dönüşmeye başlamıştı. Ortodox kilisesinin başı milli lider olmuş, mücadelenin liderliği Kiliseye geçmişti. Kilise önderliğindeki bu mücadele gerçekte ENOSIS’e yönelik değildi. Onu tamamlayan TMT ve Taksim mücadelesiyle birlikte ele alındığı zaman amacın Kıbrıs’ı bölmek olduğu çok net görülebilir (Nitekim bu planın son safhaları 1974 Temmuz ve Ağustos aylarında hayata geçirilerek Kıbrıs bölünmüştür).

Ne yazık ki Sovyetler birliğinde, o yıllarda, SSCB’nin güçlenmesini değil de yıkımını örgütleyen SBKP ve SSCB’nin başına çöreklenmiş Troçkist/Titocu çizgideki Kruşçev kliği iktidarı ele geçirmiş ve SSCB’mizi sosyalizmi inşa yolundan çıkarmıştı. O dönemdeki AKEL yönetimi özellikle 1953 yılında Stalin yoldaşın ölümünden sonra  uluslararası komünist hareket içinde yaşanmakta olan gelişmeleri göremediği gibi ENOSIS hareketinin de artık anti – emperyalist içeriğini kaybettiğini göremedi. Tamamen emperyalist güçlerin ve yerli gericiliğin elinde söven milliyetçi bir harekete dönüşen, kilisenin ve vatan haini, Nazi işbirlikçisi Grivas’ın EOKA adli örgütünün önderliğindeki ENOSIS hareketini kitle kuyrukçuluğu yapan bir tavırla desteklemeye devam etti.

Derviş Ali sağlığında Kıbrıs’ı bölme planının birinci bölümüne tanıklık etmiş ve bu planı boşa çıkarmak için canını hiçe sayarak çok büyük bir özveri ile mücadele etmiştir.

1 Mayıs, 1958’de Rum/Türk işçiler birlikte yürüyünce TMT’nin tetikçileri Kıbrıslı Türk ilericilerin toplandığı TEK kulübünü basarak yaktılar ve kulübün kapanmasını sağladılar. Ardından da solcu işçi ve sendikacıları katletmeye başladılar. Bu dönemde bir çok Türk işçi, Rum ve Türk işçilerin birlikte örgütlü olduğu PEO sendikasından istifa etmeye ve bunu da gazete ilanlarıyla duyurmaya zorlandılar. Yapmayanı katlettiler. Birçok ilerici Türk işçisi Londra’ya göç etmek zorunda kaldı. İste bu çok zor dönemde Derviş Ali ülkesini terk etmeyi reddetti. Lefkoşa’nın Rum Kesimine yerleşti. AKEL ve PEO üyesi diğer solcu Türkler gibi fasit baskılardan yılıp İngiltere’ye göç etmedi. Kıbrıs Rum kesiminde yeraltında bir yaşamı tercih ederek mücadelesini sürdürdü. Komünistlere karşı TMT terörü ve Rumlara karşı ırkçılık düzeyinde bir düşmanlığın teşvik edildiği Türk bölgelerinde barınamazdı. Komünistlere karşı EOKA terörü ile Anglo Amerikan işbirlikçisi Yorgacis’in içişleri bakanı olduğu ve Türk düşmanlığının ırkçılık düzeyinde olduğu şartlarda Rum bölgelerinde, hem Türk hem de bir komünist olarak barınabilmek de bugün birçoğumuzun algılayamayacağı kadar büyük bir özveri ve cesaret gerektirmekteydi.

Bu dönemde, Akel’in önderliğinde kurulan “Kıbrıs Türk Yurtseverler Birliği’nin başına getirildi. Bu konumuyla, Adamızın emperyalistler ve onların yerli işbirlikçileri eliyle taksim planları gereğince bölünmesine karşı durdu. Türk-Rum tüm milliyetlerden Kıbrıs halkının birligi için gerek siyasal, gerekse sendikal alanda çalışmalar yaptı. TMT’nin adayı bölme, Kıbrıslı Türkleri birçok bölgeden zorla göç ettirerek  adım adım taksim planlarını hayata geçirme faaliyetlerini teshir etti. 

“Kavazoğlu, Aralık 1963 olaylarından sonra, sık sık yayınladığı bildiriler ve diğer yayın faaliyetleriyle, Kıbrıs Türk liderliğinin taksim politikasını eleştirdi. Bu yüzden Dr. İhsan Ali ile birlikte faşist yeraltı örgütünün hedefi haline gelmişti. Bilindiği gibi Cumhuriyet gazetesinin yazarları Ahmet Gürkan ile Ayhan Hikmet de, 23 Nisan 1962’de aynı taksimci faşist çevreler tarafından katledilmiş ve Kıbrıs Türk toplumundaki barış ve dostluk yanlısı muhalif sesler, susturulmak istenmişti.” (Ahmet An- https://can-kibrisim.blogspot.com/2016/04/katledilisinin-51-yildonumunde-dervis.html)

Bu mücadele sırasında Akel’in artık emperyalizmin hizmetinde olan ENOSİS siyasetinden rahatsız olduğunu anladığımız Derviş Ali’nin AKEL Merkez komitesinde olduğu halde, kendi inisiyatifiyle Türkler arasında ilerici bir örgütlenmeye giriştiği bilinmektedir. İşte bu girişimleri sırasında Luricina köyünden bazı Türklerle temas kurmaya çalıştığı 11 Nisan, 1965 tarihinde,  ihanete uğramış ve TMT adına hareket eden bu alçaklar tarafından kurulan pusuda kendisine eşlik eden sendikacı yoldaşı Kostas Mişaulis  ile birlikte katledilmiştir.

Çok sinirli olanaklarıyla kendini geliştirerek isçi sınıfının mücadelesine bir önder olarak katkıda bulunacak düzeyde kendini geliştiren bu fedakâr insanın şanssızlığı,  Kruscevin karşı devrimci çizgisini göremeyen, SSCB’nin yıkımını örgütleyen kampta yer alan ve Anglo Amerikan emperyalizminin Kıbrıs’ı taksim etme planları çerçevesinde tezgâhlanan ENOSIS mücadelesinin pesinden sürüklenen AKEL partisinin üyesi olmasıdır. Bu partinin sürüklendiği hatalı çizgi Kıbrıs’ta isçi sınıfı mücadelesini etnik temelde bolmüş ve adamızın taksiminde emperyalist güçlerin işini kolaylaştırmıştır.

Bu noktada, Dervis Ali de üyesi olduğu AKEL’in icine dustugu temel bir hataya istemeden de olsa ortak olmustur. Komünistlerin birincil görevi başını ABD’nin çektiği emperyalizm ve savaş cephesine karşı başını SSCB’nin çektiği anti-emperyalizm ve demokrasi cephesinin savunulmasıydı. Ulusların ve ülkelerin tek tek ve hele hele küçük ulus ve ülkelerin tek tek kurtuluşlarının imkânsız olduğu kavranılmalıydı. Tüm ülkeler ve ulusların ancak ve ancak güçlü ve her geçen gün güçlenen bir SSCB’nin var olduğu şartlarda kurtuluşlarının mümkün olduğu bilinmeliydi. Tüm ülkeler ve ulusların ancak ve ancak böyle bir SSCB’nin dünya anti-emperyalist ve demokratik cephesinin başını çektiği şartlarda kurtuluşlarının mümkün olduğu bilinmeliydi. Tüm ülkeler ve ulusların ancak ve ancak bu cephede yer alarak kurtulabileceklerinin aksi takdirde kurtulmanın imkânsız olduğu bilinmeliydi. Bu şartlarda komünistlerin ve ülkelerinin ve uluslarının çıkarlarını anlayabilen ve savunabilen her bir bireyin bu çerçevede düşünmesi ve iş yapması gerekirdi.

Halbuki Derviş Ali Kavazoğlu ve üyesi olduğu AKEL bu çerçeveyi yıkan, SSCB’ nin güçlenmesini değildi yıkımını örgütleyen SBKP ve SSCB’nin başına çöreklenmiş Titocu Troçkistlerle birlikte hareket ettiler. SSCB’inde sosyalizmin yıkımına seyirci ve katkı koyucu oldular. Onların karşısına dikilen ve devrimci komünistler olduklarını iddia eden Çinli, Arnavutluklu ve diğer komünist partiler de aynı şekilde davrandılar – ama tam zıttı bir görünüm oluşturarak. SSCB’nin güçlenmesini değil SSCB’nin Titocu yıkımını talep ettiler, kendi ülkelerinde de Lenin-Stalin sosyalizmi inşa planını değil Titocu sosyalizm inşa planını devreye koydular.

Bu şartlarda Titocu Troçkistlerin siyasetini devreye koymakta olan ve tüm komünist olduğunu iddia eden örgütler ve bireyler devrimci değil gerici ve hatta aşırı karşı devrimci pozisyonlarda durmaktadırlar. SSCB’nin yıkımında yer almaktadırlar. Sosyalizm adına Titocu sosyalizm düşmanlığını uygulamakta ve yaymaktadırlar.

Burada SSCB önderlikli Titocu akımlarla, Çin ve Arnavutluk önderlikli Titocu akımların peşinden giden ve hatta bugünlerde açık Troçkist örgütlerin peşinden giden ve bu eğilimlerin takipçileri olarak tüm yaptıklarını devrimcilik, komünistlik ve yurtseverlik, barışseverlik olarak gören, bu uğurda canlarını bile bu davaları için feda etmeye hazır olan bireyler ve hatta partiler olduğunu, mesela Derviş Ali Kavazoğlu ve yoldaşlarının, AKEL’in üyelerinin Kıbrıs’a barış ve birlik getirmek duygusuyla canlarını ortaya koymaktan geri duymadıklarını hiç kimse reddetmeyecektir ve bizim partimiz bu olguyu red etmez.

Çünkü bizim partimiz  Derviş Ali Kavazoğlu ve AKEL üyesi yoldaşlarının Stalinci değilde Titocu, komünizm düşmanı SBKP nin takipçileri olduklarını bildiği gibi, bizlerin de görünürde zıt yönden de olsa bir ve aynı olan yani Stalinci değil, Titocu olan ÇKP ve AEP’nin takipçileri olarak dünya komünizminin yenilgisinde yer almış bireyler ve partilerden gelmekte olduğumuzu bilir; ve bizler de dünya komünizmine ihanet ettiğimiz dönemlerde kendimizin komünist, yurtsever, demokratik, devrimci antiemperyalistler olduğunu varsayar ve bu uğurda varımızı yoğumuzu ve canımızı davamıza adardık.

Biz bu nedenle yüzümüzün kızardığını ve tüm dünya komünistlerinden, tüm dünya proleterlerinden ve tüm dünya insanlığından özür dilediğimizi ilan ediyor ve hatalarımızı anlamak ve onların üstesinden gelmeye çalışıyoruz.

Derviş Ali Kavazoğlu, Mişaulis ve tüm yoldaşlarını anarken, AKEL’li ve tüm diğer partilerden yoldaşları geçmişlerini ve dolayısıyla bugünlerini dikkatli ve onurlu bir şekilde ele almaya, geçmişleriyle ve bugünleriyle acımasız, ve örgütlülüklerini ve birliklerini bozmadan, sabırlı, disiplinli bir şekilde hesaplaşmaya çağırıyoruz.

Derviş Ali Kavazoğlu ve Mişaulis yoldaşların Amerikan ve İngiliz emperyalizminin yurdumuzdaki işbirlikçileri olan barış ve insanlık düşmanı vatan hainleri tarafından katlini nefretle kinarken biz komünistler esas görevimiz ve esas aldığımız dersin bu olduğunu tüm yoldaşlarımıza ilan ediyoruz. Onları tüm teknolojik şartları bugün var olan komünizmin zaferi için, partimizin mikro-çiplerle ilgili yaptığı değerlendirmeler ışığında ortak bir teori oluşturmaya ve el ele vermeye çağırıyoruz. Aşırı azgın ve katliamcı dünya emperyalizmine karşı tüm komünistleri ve tüm insanlığı birleştirmenin yollarını bulmak için düşünmeye ve bu yollardan biri olarak partimizin doğrudan demokrasi fikrini ele almaya çağırıyoruz.

Tüm komünistleri doğru olan Stalinci, doğrudan demokratik bir çerçevede birleştiremezsek, tüm insanlığı da onların etrafında birleştiremezsek, büyük emperyalist canavarların yönettiği bugünkü dünyamızda kavgalar çok daha zorlu ve çok daha büyük kayıplarla dolu olacaktır. Derviş Ali Kavazoğlu, kişisel kavrayışı ve azmiyle taksimi önlemek için canı pahasına mücadele etmiş yiğit bir yurtsever devrimcidir.

Derviş Ali Kavazoğlu ve Mişaulis Komünizm ve yurtları için öldükleri oranda onları anmanın yolu buradan geçmektedir.

Anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Yaşasın Komünizm!

Yaşasın birleşik ve demokratik Kıbrıs!

Yaşasın doğrudan demokrasi!

Yaşasın Anti Emperyalist Birlesik Cephe Hükümeti!

Yaşasın Marks, Engels, Lenin ve Stalin!


Bu yazıyı paylaş

Kıbrıs Sosyalist Partisi

İLGİLİ PAYLAŞIMLAR

Leave a Reply

Your e-mail address will not be published. Required fields are marked *

5 + 3 =


Bunu da okuyabilirsiniz x