Türkiye’de 24 Haziran’da gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinin dayattığı sonuç: Sınıfa Karşı Sınıf mücadelesi!

Bu yazıyı paylaş

1. Türkiye’de adım adım inşa edilmekte olan faşist yönetim, Recep Tayyip Erdoğan’ın kişisel hırsları, kariyer ve “tek adam düşkünlüğü” ile izah edilemez. Recep Tayyip Erdoğan’ın bu hırslarını besleyen Türkiye tekelci burjuvalarının en açgözlü, en sömürücü ve en baskıcı kesimlerinin arzu ve ihtiyaçlarıdır. Onlar, Türkiye’nin bu tekelci burjuvaları, kaderlerini uluslararası tekellerin arzu ve ihtiyaçlarıyla bütünleştirmiş durumdadırlar. Onlar, kendi dar çıkarlarını kollama peşindeyken, aynı zamanda ve esas olarak, uluslararası tekellerin, dünya pazar ve hâkimiyet alanlarını yeniden paylaşma arzu ve çabalarının kopmaz parçalarıdırlar. Ayrıca, onlar farkındadırlar ki, bu maksimum düzeyde sömürü ve dünyayı yeniden paylaşım, göstermelik dahi olsa, burjuva demokrasisi kurallarının sınırlılığı içinde gerçekleştirilemez.

Adına “bürokratik engeller” dedikleri tüm engelleri rafa kaldırmaları, içte sınırsız sömürü ve baskıyı, dışta savaş, ilhak ve yayılmacılığı garantileyecek hareket serbestîsini sağlayacak yapıyı, yönetim sistemini oluşturmak zorundadırlar.

İşte Türkiye tekelci burjuvalarının RTE eliyle yaratmaya çalıştıkları budur. RTE ve partisi AKP buna hizmet ettiği sürece, özellikle Anglo-Amerikan emperyalistleri ona “yürü ya kulum” diyeceklerdir. Avrupa Birliği emperyalist bloğu da buna destek olacaktır. Çok bariz bir şekilde anti-demokratik bir seçim olan ve OHAL şartlarında yapılmış bir seçimi demokratik ilan ederek Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘seçim zaferini’ kutlamak için sıraya giren AB hükümetleri,  bu durumu gözler önüne sermektedirler! RTE ve AKP “fani”, tekelci burjuvazinin ihtiyaç ve arzuları ise “baki”dir!!

2. Bugünkü koşullarda, bu arzu ve ihtiyaçlara en iyi karşılığı RTE ve AKP veriyor olsa da bu, diğer burjuva partilerin sistemin “bekası” için kullanılmadığı ve kullanılmaya devam edilmeyeceği anlamına gelmez. Onların RTE ve AKP’ye muhalefetleri sistem içinde bir muhalefettir. Tekelci burjuvazinin hâkimiyeti ile bir sorunları yoktur. Nitekim ‘devlet çıkarları’ ve Anglo-Amerikan emperyalist çıkarları söz konusu olunca savaş tezkerelerini imzalamaktan geri durmamaktadırlar.

3. Bu anlamda Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’nin alternatifi diğer burjuva partiler olamaz. Farklı burjuva partilerin Recep Tayyip Erdoğan ve AKP karşıtlığı, hem ülke içi faşistleştirme süreci, hem de bölgesel gelişmeler açısından geciktirici bir faktör olabilir, ama önleyici veya ortadan kaldırıcı bir faktör olamaz.

HDP de Türkiye’deki demokratikleşme sorununu ve ulusal sorunu Türkiye işçi sınıfının bağımsızlık ve egemenlik sorunu ile bütünleştirmeden, politikalarını küçük burjuva milliyetçiliği çerçevesinde, kah ABD emperyalistlerine kah diğer büyük ve bölgesel emperyalist güçlere dayanarak yürüttüğü sürece Türkiye halkı için bir seçenek oluşturamaz!

Türkiye’de faşizmin inşa sürecini engelleyebilecek yegâne faktör ve güç Türkiye işçi sınıfıdır. Türkiye işçi sınıfı bu tarihsel misyonunun farkına varmadığı, hem kendi sınıf örgütlülüğünü yaratmadığı ve hem de diğer emekçi kesimleri bu misyon etrafında birleştirici bir rol oynamadığı sürece faşizmin engellenemeyeceği görülmelidir.

İşte 24 Haziran seçimlerinin ortaya çıkardığı en çarpıcı sonuç budur: Türkiye işçi sınıfı, hem faşizmin inşasını durdurabilecek, ülkede gerçek bir demokrasiyi hayata geçirebilecek, Kürt sorununu çözebilecek ve hem de dışta, gerek Ortadoğu’da ve gerekse Kıbrıs’ta emperyalistlerin bölme-parçalama, savaştırma ve hakim olma politikalarını yenilgiye uğratabilecek yegane sınıftır.

Türkiye işçi sınıfı, Türkü ile Kürdü ile Sunnisiyle Alevisiyle tek bir yürek, tek bir yumruk haline gelmek zorundadır. 24 Haziran seçimleri ve sonuçları bunu dayatmaktadır; sınıfa karşı sınıf!

Türkiye işçi sınıfı, onu burjuva politika ve örgütlülüklerden kopmaktan alıkoyan, burjuva uzlaşmacı sosyal demokrat ve dar milliyetçi (ister Türk milliyetçiliği, isterse Kürt milliyetçiliği) politika ve örgütleri terk etmeli, kendi sınıf birliğini ve örgütlerini yaratma mücadelesine ağırlık vermelidir.

Türkiye işçi sınıfı ve sınıf örgütleri, her şeyden önce enternasyonalist  olmalıdırlar. Uluslararası işçi sınıfının genel çıkarlarını öne çıkarmak ve uluslararası emperyalist plan ve uygulamalara karşı mücadele etmek zorundadırlar.

4. 24 Haziran seçimleri ve sonuçları bir kez daha göstermiştir ki; kendi halkını sevmeyen, onları Türk-Kürt diye bölen ve çatıştıran Türkiye tekelci burjuvalarının Kıbrıs Türk halkını sevme, koruma diye bir dertleri de yoktur. Tersine, Türkiye’de olduğu gibi, gerekli gördüklerinde bölme, parçalama ve hatta birbirine kırdırmaya hazırdırlar. Türkiye halkına yaptıkları gibi, Kıbrıs halkını da dini gericilik ve bağnazlığın pençesine sürüklemekte en küçük bir tereddütleri yoktur. Onların Kıbrıs’ta barış, demokrasi ve adalet diye bir dertleri de yoktur. Hatta uygun konjonktürü yakaladıkları anda, yerli işbirlikçilerinin de katkılarıyla işgal altında tuttukları Kıbrıs’ın kuzeyini kendi topraklarına katmaya hazırlanmaktadırlar.

Türkiye işçi sınıfının Kıbrıs politikası, uluslararası emperyalist planları ve Türkiye tekelci burjuvalarının yayılmacı siyasetlerini reddeden bir siyaset, Kıbrıs’ın bir bütün olarak emperyalizmden kopması yönünde bir siyaset olmalıdır.

Kıbrıs işçi sınıfı ve sınıf örgütleri de, tıpkı Türkiye işçi sınıfı ve sınıf örgütleri gibi enternasyonalist olmak zorundadırlar.

Kıbrıs ve Türkiye işçi sınıfları ve sınıf örgütlerini birleştirecek, emperyalizme karşı ortak mücadele vermelerine zemin oluşturacak “maya” budur.

Kıbrıs Sosyalist Partisi

Merkez Komitesi


Bu yazıyı paylaş

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

5 + 6 =